istanbul osgb, isg, uzman, iş güvenliği, işyeri hekimi, risk analizi, yangın söndürme eğitimi, tahliye tatbikatı, söndürme tatbikatı Bİstanbul Hükümeti ve İşgalci Devletlerin Kışkırtmaları İle Çıkarılan Ayaklanmalar 1) Bolu, Düzce, Hendek ve Adapazarı Ayaklanmaları Boğazların kontrolünü sağlamak için İngilizler'in desteği ile çıkarılmıştır. Ayaklanma, Çerkez Ethem'in yardımları ile Ali Fuat Paşa ve Refet Bey tarafından bastırılmıştır. OsmanlıDevleti Gerileme Dönemi, Osmanlı tarihinde Karlofça Antlaşması’ndan (1699) başlayarak, Yaş Antlaşmasına kadar (1792) geçen süreye denir.. Sebepleri Celaliisyanları kimler tarafından çıkarıldı? Celali İsyanları ilk olarak Yavuz Sultan Selim döneminde binlerce taraftarı ile ayaklanan Yozgatlı Celal ve taraftarları tarafından başlatılmıştı. Fakat bu isyanlar bastırılmış olsa bile Anadolu'da meydana gelen iç isyanlar ve karışıklıklara Celali İsyanları denildi. Sarınay, alıntı yaptığı farklı kaynakların, İstanbul’da tutuklanmış olan Ermenilerin sıradan kişiler olmadığını, isyancı komitacılar olduğu konusunda hemfikir olduğunu eklemiştir. 1915-1916 tarihleri arasında 1673 kişinin Ermenileri suiistimal etmesi sebebiyle askeri mahkemeler tarafından yargılanmış olduğunu da QkC6KR. Tarih2013-01-20 / Hit59596 Ermeni isyanları ve katliamları karşısında Osmanlı Hükümeti, öncelikle bölgesel tedbirlere başvurmuş ve olayları yerinde bastırmayı ve savunma durumunda kalmayı tercih etmiştir. Ermenilerin silahlarıyla firarlarına, dini liderlerinin isyanlardaki büyük rollerine rağmen, Hükümet bu isyanları münferit bazı teşebbüsler şeklinde kabul etmeyi uygun bulmuştur. Aynı zamanda başta Ermeni Patriği ve Ermeni milletvekilleri olmak üzere, komitelere ve Ermeni cemaatinin önde gelenlerine yeni karışıklıklar çıkması durumunda "ülke savunmasını sağlamak amacıyla sert önlemler almak zorunda kalınacağı" anlatılmıştır. Osmanlı hükümetinin bu gayretleri belgeleriyle sabittir. Fakat daha savaş başlamadan önce her türlü isyan hazırlığına girişmiş olan Ermeniler, savaş başlar başlamaz toplu bir isyana yönelmemişlerdir. Ermenilerin eylemleri, Osmanlı orduları cephede savaşırken, "Ermeni bağımsızlığı için, müttefik davasına hizmet gayesiyle" hazırlanan plâna uygun yürütülmüştür. Ancak, Ermeni çetelerinin cephe gerisindeki faaliyetlerinin, devletler hukukuna göre hıyanet sayıldığı gerçeği göz ardı edilmiştir. Ermeni isyanları özellikle Doğu Anadolu'dan başlayarak diğer bölgelere yayılmıştır. Erzurum ve çevresinde Rus işgalinin genişlemesiyle Ermeniler, "müslüman halkın kanını kendilerine mubah" görmüşler ve bir Alman generalinin ifadesiyle, "Bu bölgedeki Müslüman halkı silip süpürmeye başlamışlar”dır. Ermeni çetelerinin bu tür zulüm ve eylemleri sürerken, güvenlik kuvvetleri tarafından Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde yapılan aramalarda pek çok silâh ve cephane ele geçirilmiştir. Artık devletin varlığını ağır bir şekilde tehdit bu durum, biraz daha hoşgörü gösterildiğinde, telafisi mümkün olmayan sonuçlara sürükleneceğini göstermekteydi. Osmanlı devletinin savaşa girmesinden ve özellikle Kafkas Cephesindeki bozgundan sonra, Ermenilerin Müslüman halka karşı baskıları, askerden firarları, asker ve jandarmaya saldırıları, silahlı ve mühimmatla yakalanmaları, Fransızca, Rusça ve Ermenice şifreli yazışmaların ele geçirilmesi gibi gelişmeler, ülke çapında bir karışıklık çıkaracaklarını gösteren en önemli kanıtlar olmuştur. Osmanlı hükümeti, isyan ve katliamlara karşı güvenlik tedbirleri almakla beraber, “Yer Değiştirme Kanunu”ndan önce de, bu tedbirlerin yeterli olmadığı durumlarda Ermenileri başka yerlere yerleştirme yoluna gitmiştir. Ancak bu uygulamanın genelleştirilmesi fikrini doğuran olay, Van Ermenilerinin isyanı olmuştur. Çevredeki Ermenilerin, Osmanlı devletinin savaşa girdiği tarihlerde Van'da toplandıkları ve silahlanarak Rusların iyice yaklaşmasını bekledikleri resmi belgelere yansımıştır. Ermenilerin başlattıkları isyanlar, -katliamlar ve tahriplerin dışında- Rusların bir ay içinde Van, Malazgirt ve Bitlis'i işgali ile sonuçlanmıştır. Van örneği, Türk ordusunun daima arkadan vurulacağını ve ihanete uğrayacağını göstermiştir. Bu durumda hükümet, ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan bazı Ermenilerin, “yer değiştirmelerine” karar vermek zorunda kalmıştır. İtilaf Devletleri ve Rusya ile birlik olan Ermenilerin başlattıkları isyan ve katliamlar savaşın kaderini etkileyecek noktaya ulaşınca, Başkomutan Vekili Enver Paşa duruma bir çare bulmak amacıyla, 2 Mayıs 1915'te İçişleri Bakanı Talat Paşa'ya bir yazı göndererek, "Van bölgesindeki isyanlarını sürdürmek için daima toplu ve hazır bir halde bulunan Ermenilerin, isyan çıkaramayacak şekilde dağıtılmaları gerektiğini” bildirmiştir. Bunun üzerine Talat Paşa, 23 Mayıs 1915’te, 4. Ordu Komutanlığına bir şifre göndererek, “Erzurum, Van ve Bitlis vilâyetlerinden çıkarılan Ermenilerin, Musul vilâyetinin Güney kısmı, Zor sancağı ve Merkez hariç olmak üzere Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş civarından çıkarılan Ermenilerinse Suriye vilâyetinin Doğu kısmı ile Halep vilâyetinin Doğu ve Güneydoğusu'na sevk ve iskân edilmelerini” istemiştir. Sevk işlemlerini takip etmek üzere Adana, Halep ve Maraş bölgesine mülkiye müfettişleri tayin edilmiştir. Yer değiştirmeyi zorunlu kılan; Birinci Dünya Savaşı’nda ele geçirdikleri yerlerin kendilerine verileceği ve bağımsız bir Ermenistan kurulacağı gibi hayallere kanan Ermenilerin, vatandaşı bulundukları Osmanlı devletini arkadan vurmaları ve isyanlarıdır. Kafkas ve İran cephelerinin güvenlik hattını oluşturan bölgelerdeki Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Yer değiştirme uygulaması nedense bu gözle görülmek istenmemekte, Ermenistan ve Ermeni diasporası Osmanlı aleyhine olumsuz, yalan ve iftiralarla dolu propagandalar yapmaktadır. Halbuki, tarihi gerçek şudur yer değiştirme kararı ile Osmanlı Devleti, Ermenileri yok olmaktan kurtarmış ve eşine az rastlanır bir şekilde korumuştur. Bugün Ermeni milleti varlığını devam ettiriyorsa, bu Osmanlıların iyi niyeti ve başarısı sayesindedir. Yer Değiştirme Tehcir Kanunu Osmanlı hükümeti, yer değiştirme uygulamasını o günün şartlarında bir kanuna dayandırmıştır. Keyfi bir uygulama değildir. Dört maddelik kanun, “savaş halinde devlet yönetimine karşı gelenler için askeri birliklerce alınacak tedbirleri” içermektedir. Kanunun çıkış süreci şöyledir İçişleri Bakanlığı isyancı Ermenilere karşı tutuklama gibi bazı önlemleri alırken, 24 Mayıs 1915'te ortak bir bildiri yayınlayan Rusya, Fransa ve İngiltere hükümetleri, bir aydan beri, "Ermenistan" diye adlandırdıkları Doğu ve Güney-Doğu Anadolu'da Ermenilerin öldürüldüklerini ileri sürmüşler ve olaylardan Osmanlı hükümetini sorumlu tutacaklarını açıklamışlardır. Konunun bu şekilde uluslar arası bir boyut kazanması üzerine Talat Paşa, yer değiştirme uygulaması hakkında hazırladığı bir yazıyı 26 Mayıs 1915 günü Başvekalet’e Başbakanlığa göndermiştir. Yazıda, Ermenilerin isyan ve katliamlarına dikkat çekildikten sonra, savaş bölgelerindeki Ermenilerin başka bölgelere nakline karar verildiği anlatılmıştır. Bu durum, Başbakanlık’ça derhal Meclis gündemine getirilmiştir. Başbakanlık, devletin güvenliği için başlatılan yer değiştirme uygulamasının yerinde olduğunu belirtilerek, bunun bir usul ve kurala bağlanmasının zorunluluğunu dile getirmiştir. Meclis, aynı tarihte uygulamayı kabul eden bir karar almıştır. Böylece 27 Mayıs 1915’te Meclis’ten çıkan “Yer Değiştirme Kanunu”, 1 Haziran 1915 günü dönemin Resmi Gazetesi Takvim-i Vekâyi’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun; 1. maddesinde "Devlet güçlerine ve kurulu düzene karşı muhalefet, silahla tecavüz ve mukavemet görülürse şiddetle karşı konulması ve imha edilmesi", 2. maddesinde "Silahlı güçlere yönelik casusluk ve ihanetleri tespit edilen köy ve kasabaların başka bölgelere yerleştirilmesi", 3. maddesinde kanunun yürürlüğe giriş tarihi ve 4. maddesinde de kanunun uygulamasından sorumlu olanlar belirtilmektedir. Görüldüğü üzere kanun; tamamen devleti ve kamu düzenini korumaya yönelik, şiddete karşı bir yetki kanunudur. En önemli özelliği ise; “kanun metninde herhangi bir etnik grup, zümrenin zikredilmemiş veya ima edilmemiş” olmasıdır. Kanun kapsamına giren Müslüman, Rum ve Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşları yerlerinden başka yerlere sevk edilerek göçe tabi tutulmuştur. Başbakanlık tarafından 30 Mayıs 1915’te İçişleri, Harbiye ve Maliye Nezâretlerine Bakanlıklarına gönderilen bir yazıda, göçün nasıl uygulanacağı ayrıntılı şekilde anlatılmış ve şöyle denilmiştir1 “Göç ettirilenler, kendilerine tahsis edilen bölgelere can ve mal emniyetleri sağlanarak rahat bir şekilde nakledileceklerdir; Yeni evlerine yerleşene kadar iaşeleri Göçmen Ödeneği’nden karşılanacaktır; Eski malî durumlarına uygun olarak kendilerine emlâk ve arazî verilecektir; Muhtaç olanlar için hükümet tarafından konut inşa edilecek; çiftçi ve ziraat erbabına tohumluk, alet ve edevat temin edilecektir; Geride bıraktıkları taşınır malları, kendilerine ulaştırılacak; taşınmaz malları tespit edilecek ve kıymetleri belirlendikten sonra, paraları kendilerine ödenecektir; Göçmenlerin ihtisasları dışında kalan zeytinlik, dutluk, bağ ve portakallıklarla, dükkân, han, fabrika ve depo gibi gelir getiren yerleri açık arttırma ile satılacak veya kiraya verilecek ve bedelleri sahiplerine ödenmek üzere mal sandıklarınca emanete kaydedilecektir; Bütün bu konular özel komisyonlarca yürütülecek ve bu hususta ayrıntılı bir tâlimatnâme hazırlanacaktır.” Talat Paşa’nın Ermenilerin soykırımını isteyen telgrafı var mıdır? Ermeniler hakkında alınan tedbirlerin onları imha maksadını taşımadığı, Talat Paşa tarafından her fırsatta dile getirilmiştir. Nitekim 29 Ağustos 1915 tarihinde ilgili vilâyetlerin vali ve mutasarrıflarına gönderilen bir şifre telgrafta kullanılan üslup, bunun en açık delilidir. Şifrede şöyle denilmektedir "Ermenilerin bulundukları yerlerden çıkarılarak tayin edilen bölgelere sevklerinden hükümetçe takip edilen gaye, bu unsurun hükümet aleyhine faaliyetlerde bulunmalarını ve bir Ermenistan Hükümeti teşkili hakkındaki millî emellerini takip edemeyecek bir hale getirilmelerini temin etmektir. Bu kimselerin imhası söz konusu olmadığı gibi, sevkiyat esnasında kafilelerin emniyeti sağlanmalı ve muhacirîn tahsisatından sarfiyat yapılarak iaşelerine ait her türlü tedbir alınmalıdır. Ermeni kafilelerine saldırıda bulunanlara veya bu gibi saldırılara önayak olan jandarma ve memurlar hakkında şiddetli kanunî tedbir alınmalı ve bu gibiler derhal azledilerek Divan-ı Harplere teslim edilmelidir2." Talat Paşa’nın verdiği emir böyle olmasına rağmen, sözde Ermeni soykırımı iddiacıları, gerçeği çarpıtmışlar; Talat Paşa’nın Ermenilerin katledilmesine yönelik emir verdiğini ileri sürmüşlerdir. Dayanakları ise Aram Andonian adlı bir Ermeni’nin, 1920 yılında Londra’da yayınladığı "Naim Bey'in Anıları/Ermenilerin Tehcir ve Katliamına İlişkin Resmi Türk Belgeleri" isimli kitabıdır. Kitapta yer alan ve Talat Paşa'ya atfedilen telgraflar; bir soykırım suçlusu yaratmak amacıyla üretilmiş sahte belgelerdir. Bu belgelerin sahteliği, Şinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafından yapılan inceleme sonucunda kanıtlanmıştır3. Yer Değiştirme Sırasındaki Uygulamalar Kanuna göre hazırlanan uygulama emri ile yer değiştirmenin nasıl yapılacağı tüm ayrıntıları ile belli kurallara bağlanmıştır. Bu emirde; menkul ve gayri menkullerin nasıl teslim alınacağı, araziler ve üzerindeki mahsulün durumu, bunların kayda alınması, göç edenlere sıcak ve etli yemek verilmesi gibi konulara dahi yer verilmiştir. Uygulama emrinde, menkul ve gayrimenkulun yok edilmesi ya da insanların öldürülmesi yönünde herhangi bir işaret olmadığı gibi; tam tersine uygulamada hata yapanların idam cezasına kadar uzanan ağır cezalarla cezalandırılacağı belirtilmektedir. Yukarıda verilen uygulama emrinden anlaşıldığı gibi, yerleri değiştirilenler taşınabilir mal ve eşyalarını beraberlerinde götürecekler veya bunlar sonra kendilerine ulaştırılacak, taşınmaz malları ise açık attırma ile satılacak ve bedelleri kendilerine ödenecektir. Bu esaslar içinde göç ettirilen Ermeni kafileleri, yerleştirilecekleri yerlere gönderilmek üzere, yol kavşakları üzerinde bulunan Konya, Diyarbakır, Cizre, Birecik ve Halep gibi belirli merkezlerde toplanmışlardır. Kafilelerin sevk edildikleri güzergâhlar, göçmenlerin zorluklarla karşılaşmamaları ve güvenlikleri için mümkün olduğu kadar kendilerine yakın yollardan seçilmiştir. Güzergâhların seçiminde tren yolları ve “şahtur” denilen nehir kayıklarının bulunduğu yerler tercih edilmiştir. Bir yandan Birinci Dünya Savaşı'nın sürmesine rağmen, yer değiştirmenin düzenli bir şekilde yürümesi ve kafilelerin herhangi bir zarara uğramaması için azami dikkat gösterilmiştir. Nitekim, Amerika'nın Mersin Konsolosu Edward Natan, 30 Ağustos 1915'te Büyükelçi Morgenthau’ya gönderdiği raporda, “Tarsus'tan Adana'ya kadar bütün hat güzergâhının Ermenilerle dolu olduğunu; kalabalık yüzünden birtakım sıkıntıların olmasına rağmen Hükümetin bu işi son derece intizamlı bir şekilde idare ettiğini; şiddete ve düzensizliğe yer vermediğini; göçmenlere yeteri kadar bilet sağladığını; muhtaç olanlara yardımda bulunduğunu” belirtmiştir4. Eğer Osmanlı hükümeti bir grup insanı yok etme maksadıyla bu uygulamaya girişmiş olsa idi, göç edenlere yolda sağlanacak imkanları, kafilelerin eşkıya baskınlarına karşı korunmasını, hastalara yardım yapılmasını, çocukların korunmasını, geride bıraktıkları menkul ve gayrimenkullerin kayıt altında tutulmasını, etli yemek verilmesine ilişkin kararları uygulamaya geçirmezdi. İşte bu nedenlerle, yer değiştirme, Ermenileri yok etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür. Yer Değiştirme Sırasında Yapılan Harcamalar Yer Değiştirme Kanunu ile yerleri değiştirilen Müslüman, Rum ve Ermeniler ile Anadolu'ya yönelen göç hareketlerine ilişkin ihtiyaçları karşılamak amacıyla, Göçmen Genel Müdürlüğü kurulmuş, bu kurum tarafından göçmenlerin, yerleştirme, geçim ve diğer sorunları çözülmeye çalışılmıştır. Uygulamaya ait belgelerde hangi il ve ilçelerde hastane kurulduğu, Ermeni çocuklarından yetim kalanlar için hangi binanın ayrıldığına kadar detaylı bilgiler verilmektedir. Yer değiştirmeye tabi göçmenlerin, sevk, yerleştirme ve geçimlerinin sağlanması için 1915 yılında 25 milyon, 1916 yılı sonuna kadar ise 230 milyon kuruş harcandığı belgelerden anlaşılmaktadır5. Göç esnasında oluşturulan kafilelere, vasıta veya binek hayvanı sağlanmış, kadın, yaşlı ve çocuklarla, hastalara özel ilgi gösterilmiştir. Dönemin İçişleri Bakanlığınca yayınlanan yönetmeliğin 2. maddesinde, “nakledilen Ermenilerin taşınabilecek bütün mallarını ve hayvanlarını birlikte götürebilecekleri”, 3. maddesinde ise, “yerleştirilecekleri yerlere sevk edilen Ermenilerin yolculuk sırasında canlarının korunması, yiyeceklerinin temini ve istirahatlarının, geçtikleri yerlerde bulunan yönetim makamlarına ait olduğu; bu konuda meydana gelecek gevşeklik ve ilgisizlikten sırasıyla bütün memurların sorumlu olduğu” ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Deniz yoluyla göç edenlerin o dönemde salgın bulunan sıtma hastalığına karşı korunabilmeleri için kinin dağıtılmış, hastalar için sivil hastaneler yanında askeri hastanelerden de yararlanma imkanı getirilmiştir. Göçmenlerden ailelerini yitirmiş olan kimsesiz çocuklar yetimhanelere veya göç edilen yerlerdeki ailelere yerleştirilmiş ve bunların geçimleri sağlanarak meslek sahibi olmaları için eğitim imkanı sağlanmıştır. Osmanlı hükümeti, yer değiştirme uygulaması için ciddi harcamalar yaparken, bir yandan da göçe tabi tutulan Ermenilerin devlete ve şahıslara olan borçlarını ya ertelemiş ya da tamamen silmiştir. Bu arada Amerika'dan Ermeni göçmenlere verilmek üzere gönderilen bir miktar para da Amerikan misyonerleri ve konsolosları tarafından Hükümetin bilgisi dahilinde Ermenilere dağıtılmıştır. Yer Değiştirmeden Önce Ermeni Nüfusu Ermeni komitacılar ve bugünkü destekçileri tarafından günümüzde en çok istismar edilen ve çarpıtılan konu Ermeni nüfusunun göç öncesi ve sonrasındaki durumudur. Savaş döneminde tutulan kayıtlar, resmi rakamlar, kilise kayıtları, yabancı misyonların raporlarında yer alan nüfus bilgileri ve diğer belgelere rağmen sürekli olarak o günkü gerçek nüfusun birkaç katı bir rakam gösterilerek, rakamlar akıl almaz miktarlarda abartılmakta ve sözde soykırım iddialarına dayanak aranmaktadır. Verilen rakamlardan bazıları, dünya genelinde bugün yaşayan toplam Ermeni nüfusunu bile birkaç kat aşmaktadır. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusu bazı yabancı kaynaklarda şöyle belirtilmiştir Ermeni Patrikhanesi'ne göre milyon Lozan Konferansı Ermeni Heyeti’ne göre milyon Fransız Sarı Kitabı'na göre milyon Britannica'ya göre milyon İngiliz yıllığına göre 1 milyon Osmanlı devleti resmi belgelerine göre Ermeni nüfusu ise şöyledir 1893 Nüfus sayımına göre 1906 Nüfus sayımına göre 1914 Nüfus istatistiğine göre 6 Gerek Osmanlı, gerekse Ermeniler ve yabancılara ait istatistikler değerlendirildiğinde, I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusunun en fazla civarında olduğu belirlenmektedir. Osmanlı’daki Ermeni nüfusu hakkındaki en güvenilir rakamların resmi belgelerde olduğu kesindir. Osmanlı devletinde İstatistik Genel Müdürlüğü, 1892 yılında kurulmuştur. Genel Müdürlük görevini 1892 yılında Nuri Bey, 1892-1897 yılları arasında Fethi Franco adlı bir Musevi, 1897-1903 yılları arasında Mıgırdıç Şınabyan isimli bir Ermeni, 1903-1908 yılları arasında Robert isimli bir Amerikalı, 1908-1914 yılları arasında Mehmet Behiç Bey yapmıştır. Görüldüğü gibi Ermeni meselesini siyasi alana taşıyan önemli olayların cereyan ettiği dönemde, Osmanlı nüfus bilgileri yabancıların kontrolü altındadır. Buradan hareketle, bugüne kadar aksi bir belge ve kanıt olmadığına göre Osmanlı nüfus bilgilerine itibar edilmesi gerekmektedir. Ermenilerin Yerleştirildikleri Bölgeler Yer değiştirme uygulaması çerçevesinde; Erzurum, Van ve Bitlis vilâyetlerinden çıkarılan Ermeniler, Musul’un güney kısmı ile Zor ve Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş civarından çıkarılan Ermeniler ise Suriye’nin doğu kısmı ile Halep’in doğu ve güneydoğusuna yerleştirilmişlerdir. Yeni yerleşim bölgelerinin Bağdat demiryoluna en az 25 km. uzaklıkta kurulmasına, Ermeni nüfusunun yöredeki Müslüman nüfusun yüzde 10’unu geçmemesine ve köylerin 50 haneden fazla olmamasına dikkat edilmiştir. Yer Değiştirmeye Tabi Tutulan Ermeni Nüfusu Yer değiştirme uygulaması sırasında çeşitli yollardan göç ettirilen Ermenilerin ayrıldıkları ve vardıkları yerlerdeki sayıları devamlı şekilde kontrol edilmiştir. 9 Haziran 1915'ten 8 Şubat 1916 tarihine kadar Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden yeni yerleşim bölgelerine taşınan ve yerlerinde bırakılan Ermeni nüfusun ne kadar olduğu, Osmanlı Arşivi’nin ilgili tasniflerindeki belgelerden şu şekilde derlenmiştir Buna göre; kişi yer değiştirme uygulaması çerçevesinde sevk edilmiş, bunlardan ise yeni yerleşim bölgelerine sağ salim ulaşmıştır7. Görüldüğü gibi, göç ettirilenlerle yeni yerleşim bölgelerine varanlar arasında kişilik bir fark bulunmaktadır. Bu fark, belgelerden elde edilen bilgiye göre, şu şekilde ortaya çıkmıştır 500 kişi Erzurum-Erzincan arasında; kişi Urfa Halep arasındaki Meskene’de; kişi Mardin civarında eşkıya ve Arap aşiretlerinin saldırısı sonucu katledilmiş, ayrıca bir o kadar, yani yaklaşık ve belki de biraz daha fazla kişi de Dersim bölgesinden geçen kafilelere yapılan saldırılar sonucu öldürülmüştür. Bu kayıp miktarı, Ermenilere karşı, hiçbir şekilde katliam yapılmadığını göstermektedir. Katliamın olmadığı yerde ise soykırımdan hiç söz edilemez8. Bu bilgiler ışığında toplam 9-10 bin kişinin yer değiştirme uygulaması sırasında katledildiği tespit edilmektedir. Ayrıca yollarda açlıktan da ölümler olduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Bunun dışında tifo, dizanteri gibi hastalıklar ve iklim koşulları sebebiyle de yaklaşık 25-30 bin kişinin öldüğü tahmin edilmektedir ki, bu şekilde 40 bine yakın kişi yollarda kaybedilmiştir. Kalan 10-16 bin kişinin ise bir kısmı, yola çıkarılmış olmakla birlikte, henüz iskan mahalline varmadan tehcirin durdurulması sebebiyle, bulundukları vilayetlerde alıkonulmuştur. Mesela 26 Nisan 1916’da Konya iline, ilde henüz yollarda olan Ermenilerin sevk edilmeyerek il dahilinde iskan edilmeleri için yazı gönderilmiştir. Öte yandan yer değiştirme kapsamında bulunan Ermenilerden bir bölümünün Rusya’ya, Batı ülkelerine ve Amerika’ya kaçırıldıkları da tahmin edilmektedir9. Yer değiştirme uygulamasının yapıldığı dönemde, Osmanlı ordusunda silah altında bulunan Ermenilerden Rus ordusuna katıldığı, yine Türklerle savaşmak üzere Ermeni’nin de Amerikan ordusunda üç-dört yıldır eğitim gördüğü gibi kayıtlar yer almaktadır. Gerçekten de, Amerika’da yaşayan bir Ermeni’nin Elazığ’da dava vekili olan Murad Muradyan’a yazdığı mektupta bu türden bilgiler bulunmaktadır10. Mektupta, bir kısım Ermeni’nin Rusya’ya ve Amerika’ya kaçırıldıkları ve Amerika’da eğitilen askerin Kafkasya’ya hareket etmekte olduğu açıkça ifade edilmektedir. Bütün bu belgelerden de anlaşılacağı gibi, Osmanlı vatandaşı pek çok Ermeni, harpten önce ve harp içinde Amerika ve Rusya başta olmak üzere çeşitli ülkelere dağılmışlardır. Mesela ticaret maksadıyla Amerika’da bulunan Artin Hotomyan adlı bir Ermeni’nin 19 Ocak 1915’te Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği bir mektupta çeşitli yollarla binlerce Ermeni’nin Amerika’ya kaçırıldığı ve bunların aç ve perişan bir halde yaşadıkları ifade edilmektedir11. Bu bilgiler, Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli bölgelerinden yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerin sayıları ile, yeni iskan merkezlerine ulaşanların sayılarının birbirini tuttuğunu göstermekte ve dolayısıyla sevk ve iskan sırasında herhangi bir katliam olayının olmadığını ortaya koymaktadır. 1918 yılında, Ermeni Delegasyonu Başkanı olan Boghos Nubar Paşa’nın Fransa Dışişleri Bakanlığı Yüksek Yetkili Bakanı Monsieur Gout’a gönderdiği raporda Kafkasya’da İran’da Suriye-Filistin’de Musul-Bağdad’da olmak üzere kişinin Türkiye’den sürgün edildiğini, aslında sürgünlerin toplam sayısının 600-700 bin kişiye ulaştığını ve bunlardan ayrı olarak çöllerde şuraya buraya dağılmış sürgünleri kapsamadığını bildiriyor12. Boghos Nubar Paşa’nın verdiği rakamlardan 290 bin kişinin yer değiştirme uygulaması dışında Osmanlı topraklarını terk edenler olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla göç ettirilenlerin toplam sayısı olarak verilen 600-700 bin kişiden 290 bin kişi çıkarılacak olursa, yer değiştirmeye tabi tutulan nüfusun 400 bin civarında olduğunu gösteriyor ki, bu da Ermeni delegasyonu başkanının, yer değiştirmenin gerçekleştirilmesi sonrasına, yani 1918 yılına ait verdiği sayılarla, Osmanlı belgelerinde verilen rakamlar arasında büyük ölçüde uygunluk görünmekte ve Ermenilerin iddia edildiğinin aksine sağ salim iskan yerlerine vardıklarını ve dolayısıyla soykırım iddialarının ne kadar dayanaksız olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu konuyla ilgili yabancı ve özellikle de Ermeni kaynaklarında şu bilgiler yer almaktadır Noradungian Gabrial’in Lozan Konferansı Tali Komisyonu'na sunduğu rapora göre; Kafkasya'ya 345 bin, Suriye'ye 140 bin, Yunanistan ve Ege Adalarına 120 bin, Bulgaristan'a 40 bin, İran'a 50 bin olmak üzere toplam 695 bin Ermeni 1. Dünya Savaşı döneminde ülke dışına gitmiştir. Ermeni ileri gelenlerinden Hatisov, daha sonra Ermenistan Cumhurbaşkanı olmuştur, Trabzon Konferansı'na 14 Mart-14 Nisan 1918 katılan Hüseyin Rauf Bey'e gönderdiği mesajda, Kafkasya'da Osmanlı memleketinden kaçan 400 bin Ermeni'nin bulunduğunu bildirmiştir13. Ermeni Prof. Dr. Richard Hovannisian, Ermeni nüfus incelemelerini ortaya koyduğu eserinde; Suriye dışındaki Arap ülkelerinden; Lübnan’a 50 bin, Ürdün'e 10 bin, Mısır'a 40 bin, Irak'a 25 bin, Fransa ve Amerika'ya 35 bin Ermeni'nin göç ettiğini belirtmektedir14. Ermeniler ve yabancıların verdiği bu rakamlardan hareketle; göç ettirme dışında çok sayıda Ermeni’nin Türkiye’den kendi iradesiyle ayrıldığını göstermektedir. Ayrılanlara genel baktığımızda; Kafkasya'ya 345 bin, Suriye'ye 140 bin, Yunanistan ve Ege Adalarına 120 bin, Bulgaristan'a 40 bin. İran'a 50 bin, Lübnan'a 50 bin, Ürdün'e 10 bin, Mısır'a 40 bin, lrak'a 25 bin, Fransa, ABD, Avusturya vd. 35 bin olmak üzere, toplam Ermeni'nin gittiği anlaşılmaktadır. O halde Ermenilerin iddia ettiği gibi bir Ermeni soykırımı veya 2-3 milyon Ermeni’nin yok edilmesi mümkün değildir. Bunun da ötesinde eğer Osmanlı devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi; bunu asimilasyon yoluyla veya savaşı gerekçe göstererek halledebilirdi. Oysa Ermeniler, imparatorluk içerisinde Türklerden bile rahat bir yaşam sürmüşlerdir. Belirtildiği gibi, Birinci Dünya Savaşı’nda ele geçirdikleri yerlerin kendilerine verileceği ve bağımsız bir Ermenistan kurulacağı gibi hayallere kanan Ermeniler, vatandaşı bulundukları Osmanlı devletini arkadan vurmaya başlayınca, yer değiştirme uygulaması zorunlu hale gelmiştir. Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Ermeni Kafilelerine Yapılan Saldırılar ve Devletin Önlemleri Ermenilerin yeni yerleşim bölgelerine nakilleri sırasında bazı kafilelere, özellikle Halep-Zor arasında bölge haklı tarafından saldırılar düzenlenmiştir. 8 Ocak 1916 tarihli bir telgraftan anlaşıldığına göre; Halep'e bir saat mesafeden Meskene'ye kadar olan yollarda Arap eşkıyasının gasp için yaptığı saldırılar sonucu pek çok Ermeni’nin öldürüldüğü; Diyarbakır'dan Zor'a ve Suruç'tan Menbiç yoluyla Halep'e nakledilen Ermenilerden kadarının yine Arap aşiretlerinin saldırılarına maruz kalarak soyuldukları anlaşılmıştır. Diyarbakır bölgesinde çeteler ve eşkıya tarafından yakın kişinin öldürüldüğü; Erzurum-Erzincan arasında 500 kişilik başka bir kafilenin de bazı aşiretlerin saldırısı sonucu öldürüldüğü anlaşılmaktadır. Osmanlı hükümeti, bir yandan cephelerde düşmanla savaşırken bir yandan da kafilelerin emniyetlerini sağlamak için olağanüstü gayret sarf etmiştir. Ermeni kafilelerinin sevki sırasında ihmali veya yolsuzluğu görülen görevlileri tespit etmek üzere inceleme heyetleri kurulmuş ve göç bölgelerine gönderilmiştir. Bu heyetler, suçu sabit görülenleri Divan-ı Harp’e sevk etmiştir. İhmali bulunan görevliler işten el çektirilirken, bir kısmı da ağır cezalara çarptırılmıştır. Yerleri Değiştirilmeyen Ermeniler Yer değiştirme kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. 2 ve 15 Ağustos 1915 tarihlerinde ilgili valiliklere gönderilen telgraflarda, Katolik ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin yanı sıra, Osmanlı ordusunda subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet gören Ermeniler ile Osmanlı Bankası şubelerinde, reji idaresinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermenilerin devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi tutulmayacakları bildirilmiştir. Göçe tabi tutulan sadece devlete baş kaldıran Gregoryan mezhebine mensup Ermenilerdir. Öte yandan, hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar ile yetim çocuklar ve dul kadınlar da göçe tabi tutulmamış, yetimhaneler ve köylerde koruma altına alınarak ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmıştır. Korunmaya muhtaç Ermeni aileler hakkında yayınlanan 30 Nisan 1916 tarihli genel bir emirde ise; erkekleri sevk edilen veya askerde bulunan kimsesiz ve velisiz ailelerin Ermeni dışında yabancı bulunmayan köy ve kasabalara yerleştirilmesi, geçimlerinin göçmen ödeneğinden sağlanması bildirilmiştir15. Göç Ettirilen Ermenilerin Geri Getirilmesi Ermenilerin yeni yerleşim bölgelerine gönderilmeleri 8 Şubat 1916’da durdurulmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin ardından yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerden isteyenlerin eski yerlerine dönebilmeleri için bir kararname çıkarılmıştır. İçişleri Bakanı Mustafa Paşa'nın 4 Ocak 1919'da Başbakanlığa gönderdiği yazıda, dönmek isteyen Ermenilerin eski yerlerine nakledilmeleri konusunda ilgili yerlere tâlimat verildiği ve gereken tedbirlerin alındığı ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir16. Yer Değiştirme Uygulamasının Yurtdışındaki Yansımaları Yer değiştirmenin yapıldığı bölgelerde bulunan yabancı gözlemciler, Birinci Dünya Savaşı’nın içinde birçok cephede savaşmasına rağmen Osmanlı Hükümeti'nin bu işi büyük bir titizlikle ve iyi bir şekilde yürüttüğünü yazdıkları halde, Batı basını olayları saptırarak vermeyi tercih etmiştir. Nitekim Amerika'nın Mersin'deki konsolosu Edward Natan, sevkiyatın son derece düzen içinde yapıldığını raporunda belirttiği halde, İstanbul'daki büyükelçi Morgantau, olayları gerçeklere tamamen ters şekilde ülkesine bildirmiş ve Amerikan basını da bunları Türkler aleyhine kullanmıştır. İran'da bulunan İngiliz konsoloslarının raporları çerçevesinde Ermeni’nin öldürüldüğü gibi iddialar İngiliz parlamentosunda tartışılmış ve Türk Hükümeti'nin protesto edilmesi kararı alınmıştır. Ayrıca, İngiltere'de Ermeni olayları hakkında yayınlanan "Mavi Kitap"ta Osmanlı ülkesinde bulunduğu savunulan Ermeni’den üçte birinin katledildiği iddia edilmiştir. Yabancıların İncelemeleri Bu konuda ilk inceleme, Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminden hemen sonra İstanbul'un işgali sırasında İngilizler tarafından yapılmıştır. Savaş suçu işledikleri gerekçesiyle tutuklanan 143 Türk’ü mahkum ettirebilmek için, savaştan galip gelmelerinin üstünlüğünü de kullanarak yaptıkları incelemelerde soykırımın varlığına yönelik bir bilgi ve belgeye ulaşamamışlardır. Sonraki yıllarda soykırıma yönelik uydurmalar durmamış, sahte bilgi ve belgelerle kamuoyu oluşturulmaya çalışılmış, bazı ülkelerin siyasileri de bu oyuna alet edilmiştir. 1985’te ABD Temsilciler Meclisi’nin sözde Ermeni soykırımına yönelik bir karar alma çalışması üzerine, 69 bilim adamının 19 Mayıs 1985’te Temsilciler Meclisi’ne sundukları rapor, son derece önemlidir. Raporda özetle şöyle denilmiştir17 “14. yüzyıldan 1922'ye kadar, günümüzde Türkiye olarak, daha doğrusu Türkiye Cumhuriyeti’ olarak adlandırılan bölge, çok dinli, çok uluslu bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğunun bir parçasıydı. Nasıl Habsburg İmparatorluğunu günümüz Avusturya Cumhuriyeti ile eş saymak yanlışsa, Osmanlı İmparatorluğunu, Türkiye Cumhuriyeti ile bir tutmak da yanlıştır. Türk, Osmanlı araştırmaları ve Ortadoğu üzerine uzmanlaşmış, aşağıda imzaları bulunan Amerikalı akademisyenler, ABD Temsilciler Meclisi'nin 192 sayılı kararında kullanılan dilin birçok açıdan yanıltıcı ve yanlış olduğu görüşündedirler. Çekincelerimiz Türkiye’ ve soykırım’ sözcüklerinin kullanılması konusunda odaklanmakta olup aşağıdaki şekilde özetlenebilir Günümüz Türkiye Cumhuriyetinin 1923 yılında kurulmasıyla sonuçlanan Türk Devrimiyle 1922'de tarih sahnesinden silinmiş olan Osmanlı İmparatorluğu, şu anda Güneydoğu Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da bulunan ve sadece bir tanesinin Türkiye Cumhuriyeti olduğu 25'ten fazla devletin topraklarını ve halklarını bünyesinde barındıran bir devletti. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı zamanında gerçekleşen hiçbir olaydan sorumlu tutulamaz. Soykırım’ suçlamasına gelince; bu açıklamayı imzalayanların hiçbiri Ermenilerin çektikleri acıların boyutlarını küçümseme amacını taşımamaktadır. Aynı şekilde söz konusu bölgedeki Müslüman halkın da acılarının farklı şekilde değerlendirilemeyeceği görüşündeyiz. ... Ancak saldırgan ve masum olanı ayırt edebilmek ve olayların nedenlerini belirleyebilmek için tarihçilerin ulaşmaları gereken daha birçok belge ve bulgular vardır. Temsilciler Meclisinin 192 sayılı kararındaki gibi ithamları kaçınılmaz olarak Türk halkı hakkında adaletsiz yargılara varılmasına ve belki de tarihçilerin bu trajik olayları anlamakta kaydetmeye başladıkları gelişmeye zarar verilmesine yol açacaktır. Kongre bu kararı kabul ederse, tarihsel sorunun hangi yanının doğru olduğuna yasa yolu ile karar vermeye çalışmış olacaktır. Tarihsel olarak şüpheli varsayımlara dayalı böylesine bir karar, dürüst tarihsel araştırmaya zarar verecek ve Amerikan yasama sürecinin güvenirliliğini sarsacaktır.” SoruXVII. yüzyılda görülen İstanbul isyanları ile ilgili olarak; I. Yeniçeriler tarafından çıkarılmıştır. II. Osmanlı yönetim şeklinXVII. yüzyılda görülen İstanbul isyanları ile ilgili olarak; I. Yeniçeriler tarafından çıkarılmıştır. II. Osmanlı yönetim şeklini değiştirmek amaçlan- mıştır. III. Yeniliklere karşı tepki olarak ortaya çıkmıştır. yargılarından hangileri söylenebilir? A Yalnız B I ve II C I ve III D Il ve III E I, II ve III Soru Çözümünü GösterHesabını çözümünü gör!Ücretsiz 3 soru kredisi kazan Günlük hediyelerini alFotoğraflarla sorularını sor 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Bunun amacı ülkemizde bir araya toplamak ve ülkemizi kurtarmak için mücadele etmektir. Ancak tabii hiç kolay olmamıştır ve TBMM’ye karşı bazı isyanlar yaşanmıştır. Şimdi bu isyanları inceleyelim ve neler olduğunu öğrenelim. İşte 8. sınıf sosyal bilgiler Büyük Millet Meclisine karşı ayaklanmalar konu Büyük Millet Meclisi Ankara'da açılmıştır. Çünkü o dönem itilaf devletlerinin ulaşamadığı en önemli şehirlerden biri Ankara idi. O yüzden ülkenin birçok farklı şehrinden milletvekilleri Ankara'ya geldi ve TBMM çatısı altında birleşti. Böylece farklı şehirlerden temsil eden Milletvekilleri ülkenin kurtuluşu için meclis bünyesinde ortak karar vermeye başladı. Büyük Millet Meclisine Karşı Ayaklanmalar Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığı günden itibaren pek çok farklı İsyan ortaya çıktı. Bu isyanların bazıları olumlu bazıları ise olumsuz durumlar ortaya çıkardı. Olumsuz açıdan yaşanan İsyan sebebiyle Kurtuluş Savaşı daha geç başladı. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin otoritesi arttı ve daha güçlü hale geldi. TBMM'nin Aldığı Önlemler Nelerdir? Türkiye Büyük Millet Meclisi yaşanacak bazı isyanlara karşı o dönem önlemler aldı. Çünkü zaten bazı isyanların çıkacağı biliniyordu ve bu yüzden bir takım önlemler öne çıkarıldı. - Hıyanet-i Vataniye kanunu - İstiklal Mahkemeleri - Vatan hainleri için fetva - İstanbul hükümeti ile irtibatların kesilmesi TBMM'ye Karşı Ayaklanmalar Nelerdir? Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı farklı ayaklanmalar yaşanmıştır. Bu ayaklanmaların başında ise farklı insanlar bulunur. Özellikle bazı ayaklanmalar TBMM'nin oldukça zorlanmasına sebep olmuştur. Şimdi bu ayaklanmaların neler olduğuna bakalım. - İstanbul Hükümeti'nin gerçekleştirdiği ayaklanmalar - Azınlıkların ayaklanmaları - İstanbul ve İtilaf devletleri ile yapılan ayaklanmalar Şimdi bu ayaklanmaları sırasıyla bakalım ve neler olduğunu öğrenmeye çalışalım. İstanbul Hükümeti'nin gerçekleştirdiği ayaklanmalar İstanbul Hükümeti'nin gerçekleştirdiği 2 ayaklanma bulunmaktadır. Bunlar Anzavur Ayaklanması ve Kuvayi inzibatiye Ayaklanması olarak bilinmektedir. Bu ayaklanmalar İstanbul Hükümeti'nin TBMM’nin görevini yerine getirmemesi için ortaya çıkarılan ayaklanmalardır. Özellikle Batı Cephesi'nde Kuvayi Milliye ile ordularımızın mücadelesini bozmak amaçlı çıkan ayaklanmalardır. Azınlık ayaklanmaları Osmanlı Devleti'nde yaşayan ve azınlık olarak bilinen yani yabancı vatandaşların çıkardığı ayaklanmalardır. Bu ayaklanmalar ülkenin İtilaf Devletlerinin eline geçmesi için gerçekleştiren ayaklanmalardır. Bunlar ermeni ayaklanmaları ve pontus rum ayaklanmaları olarak bilinir. Ermeni ayaklanmaları genelde Doğu şehirlerimizde gerçekleşirken, Pontus ayaklanması ise Karadeniz bölgesinde yaşamıştır. İstanbul ve İtilaf devletleri ile birlikte yapılan ayaklanmalar Bu ayaklanmalar Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni en çok zorlayan ayaklanmalardır. Özellikle İtilaf Devletleri bu ayaklanmaları destek verdiği için çok daha güçlüydüler. O yüzden bu ayaklanmalar oldukça fazladır. - Yozgat şehrinde ayaklanma - Afyon şehrinde ayaklanma - Konya şehrinde ayaklanma - Bolu-Hendek ayaklanması - Düzce-Sakarya bölgesinde ayaklanma - Bayburt bölgesinde ayaklanma - Milli aşireti Ayaklanması Bütün bu ayaklanmalar Türkiye Büyük Meclisini dağıtmak ve ülkenin Kurtuluş Savaşı'na girmesi için, itilaf devletlerinin desteklediği İstanbul hükümeti tarafından yapılmıştır. Ancak TBMM büyük bir başarı ve cesaret örneği göstermiş, bütün bu ayaklanmaları kısa süre içerisinde ortadan kaldırmıştır. Not Daha önceden Kuvayi milliyeci olup sonradan İsyan ederek İtilaf Devletlerine katılan kişiler de bulunmaktadır. O yüzden bunların çıkardığı bazı ayaklanmalar bulunur. Bu ayaklanmalar Çerkez Ethem ayaklanması ve Demirci Mehmet Efe ayaklanması olarak bilinir. Her ne kadar bütün bu ayaklanmalar TBMM için zorlu bir dönem yaşatsa dahi, her biri büyük bir başarıyla ortadan kaldırıldı. Daha sonra ülkenin farklı bölgelerinde açılan cepheler ile beraber, ülkemizi itilaf Devletlerinden tamamen kurtardık. [reklam1]Türkiye Cumhuriyeti Devleti 94 yıl önce verilen büyük mücadelelerin ardından kimlik kazandı ancak öncesinde dünyanın 2/3’üne hükmeden büyük Osmanlı İmparatorluğu hızlı bir çöküşün içine sürüklenmişti. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının milli mücadeleyi ateşleyen girişimleri ile sonuç vererek bugün üzerinde yaşadığımız Türkiye topraklarını sınır olarak belirleyen Kurtuluş Savaşı ile olarak Kurtuluş Savaşını ve cephelerde yokluklara rağmen verilen kahramanca mücadeleleri eğitim dönemlerinde ve son dönemlerde de yapılan tarihi anlatan diziler ve sinema filmleri ile akıllara nakşediliyor. Peki ama dünyanın 2/3’üne hükmeden Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüne neden olan olaylar neydi. Osmanlı İmparatorluğu 3 kıtaya hükmeden gücüyle korkulan, adaleti ile de sevilen bir imparatorluktu. Günümüzde Türkler halen bazı ülkelerde Osmanlı olarak bilinir ve anılır. Ancak bazı dönemlerde meydana gelen isyanlar Osmanlı İmparatorluğu’nda yönetimleri ve halkı ayrıştıracak kadar tehlikeli boyutlara gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde 3 farklı isyan olayı yaşandığı tarih kitaplarında yer alır. Bu isyanlardan biri Merkez veya diğer adıyla İstanbul İsyanları olarak İSTANBUL İSYANLARI Kapıkulu Askerleri özellikle yeniçeriler tarafından çıkarılmıştır. Asıl nedeni Ekonomik’tir. Maaş ve menfaat isyanlarıdır. Çıkan isyanlarda Merkezi otorite isyanlar sonucunda ilk defa bir Osmanlı padişahı öldürülmüştür. Bu durum yeniçerilerin devlet içindeki gücünü artırmış, Padişahların yönetimdeki etkinliğini azaltmıştır. İstanbul’da huzur ve güven sarsılmış ve asayiş bozulmuştur. Devlet adamları devlet otoritesinin sağlanması için sert önlemler diğer isyan olayı ise Celali diğer adı ile Anadolu İsyanları olarak ANADOLU İSYANLARI Yavuz Sultan Selim zamanında ayaklanan Bozoklu Celal’in adından dolayı sosyal, ekonomik ve siyasi nedenlerden dolayı Anadolu’da çıkan isyanlara CELALİ İSYANLARI denilmiştir. Dirlikleri elinden alınan Tımarlı Sipahiler, görevlerinden uzaklaştırılan devlet memurları ve asker kaçaklarının çıkardıkları isyanlardır. İsyanların en önemlileri Kavayazıcı, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu, Deli Hasan, Abaza Mehmet tarafından İsyanları sonunda Anadolu’da huzur ve güven bozuldu. Halkın devlete güveni İsyanlarının dini bir yönü olmadığı gibi isyancılar devlet düzenini değiştirmeyi diğer isyan ise Eyalet İsyanları olarak tarih kitaplarında yerini alır. Peki Eyalet İsyanları neden çıkmıştır ve sonuçları neler olmuştur?EYALET İSYANLARI 17 yy’da merkeze uzak Eyaletlerde Erdel, Boğdan, Kırım, Yemen, Bağdat, Mısır ve Trablusgarp isyanlar çıkış nedenleri ise; Merkezi Otoritesinin bozulması, Osmanlı Devletinden ayrılarak bağımsız olmak istemeleri, Yöneticilerin halka zulmetmesi, Osmanlı Devletiyle mücadele eden büyük devletlerin eyalet yöneticilerini korumaları ve isyana teşvik devletleri eyaletlerin Osmanlı devletinden ayrılmasıyla Osmanlının siyasi gücünün azalacağına inanarak bu isyanlara destek vermiştir. Merkez, Celali ve Eyalet isyanlarının hiçbirinde devletin Rejimine veya Bağımsız Devlet kurma girişimi yoktur. Bu isyanlar yönetimi değiştirmeye yönelik değil, yöneticileri değiştirmeye bu veriler tarih kitaplarında yer alır bunların dışında da Şeyh Sait İsyanı vardır ki o da Cumhuriyet’in kurulmasından sonra Bu isyan, din işlerinin dünya işlerinden ayrılmasını tasvip etmeme amacında olanlar tarafından inkılâba karşı yapılmış bir isyandı. Ancak bu isyanda kişisel çıkarlar peşinde koşanlar, Kürtçülük isteyenler, komünist düşünceliler, yağmacılar da rol oynamışlardır. Olayı yaratanlar, başta Şeyh Sait Nakşibendi tarikatındandılar. İsyanın temel iki gerekçesi vardır. İç gerekçesi, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ve onun inkılâplarına karşı ve hilafetin geri getirilmesine yönelik Vahdettin ve taraftarlarının çabaları ile Kürt milliyetçiliğidir. Dış gerekçesi ise aynı döneme denk gelen Musul meselesinde başarı kazanmak isteyen İngiltere’nin Türkiye dahilinde isyanlar ve kargaşa çıkararak, Türkiyeyi istikrar bulmamış bir ülke olarak dünyaya tanıtmak ve böylece Türkiye’nin yakın doğu dengesinde kendi aleyhine bir durum yaratmasını önlemek için bu isyanı farklı isyanda da çıkarlar ve dış güçlerin müdahaleleri ile ülke içerisinde çıkarılan isyanlarla ülke ve devlet istikrarsızlığa ve güvensizliğe sürükletilmek istenmiştir. 15 Temmuz sürecinde de dış devletlerin desteğini alarak darbe adı altında isyana kalkışanların yaptığı şey ise hem devleti hem de yöneticileri değiştirme çabalarıydı. Sonuç olarak yıpratılmak ve istikrarsızlaştırılmak istenen Türkiye, 15 Temmuz darbe girişiminden devlet, millet birlikteliği ile daha güçlü çıktı. Avrupa’nın artık Türklerle ilgili anlaması gereken tek bir şey kaldı o da Hainler hep hain kalacak, Türk Milleti ebediyen payidar kalacak. ’Bu yazı toplam 2293 defa okunmuştur. Milli mücadele sadece dış düşmanlara karşı gerçekleştirilmedi. TBMM’ye karşı içeride pek çok isyan çıktı. Peki TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmalar Hangileridir? Nedenleri ve Sonuçları Nelerdir? sorularının cevabı bu yazımızın konusu. TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmalar Haritası Bu konu 8. ve 12. sınıf İnkılap tarihi dersi müfredatında yer almakta olup, LG, TYT, AYT ve KPSS değeri taşımaktadır. Kurtuluş Savaşı’nın en tehlikeli ve en sıkıntılı dönemi iç ayaklanmaların çıktığı dönemdir. Bu ayaklanmalar da en büyük rol İstanbul Hükümeti’nin başındaki Damat Ferit Paşa’ya aittir. Damat Ferit Paşa’nın bakış açısına göre Anadolu’da başlayan milli mücadele hareketi “1. Dünya Savaşı’nda terfi etmiş birkaç subayın işiydi. Bu hareket sönmüş bir saman alevinden başka bir şey değildi.” Damat Ferit Paşa milli mücadeleyi ve TBMM’yi ortadan kaldırmak için iki yöntem seçti Bunlardan birincisi milli mücadeleyi ve önderlerinin karalamakİkincisi ise İtilaf devletleri ile Barış Antlaşması’nı bir an önce imzalamaktı. 11 Nisan 1920’de Damat Ferit yayınladığı bir beyanname ile Anadolu’daki Milli Mücadele’nin bütün ülkenin işgaline yol açacağını duyurdu. Şeyhülislama hazırlatılan fetvalar da Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkında ağır suçlamalara yer veriliyordu Dinsizlik bolşeviklik ve ittihatçılık gibi. Ayrıca 24 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal ve yakın arkadaşları gıyaben Divan-ı Harp’de yargılandı ve haklarında idam kararı alındı. UYARI Bütün bu hareketlerin amacı Milli Mücadele halk desteğinden yoksun bırakmaktı. İngilizlerde uçakları ile Anadolu’da Damat Ferit’in beyannamesini ve Şeyhülislamın fetvalarını dağıtıyordu. Sonuçta bu propagandaların etkisiyle Anadolu’da TBMM’ye karşı ayaklanmalar çıktı. İçindekiler1 TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmaların Nedenleri2 TBMM’ye Karşı Çıkan Doğrudan İstanbul Hükümeti Tarafından Çıkarılan Anzavur Hilafet Ordusu Kuvayı İnzibatiye İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletleri Tarafından Çıkarılan Azınlıkların Çıkardığı Kuvayı Milliyeci Olup Sonradan Ayaklananlar3 TBMM’nin Ayaklanmalara Karşı Aldığı Önlemler4 TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmaların Sonuçları TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmaların Nedenleri İstanbul hükümeti tarafından halkın dini duygularının sömürülmesi ve TBMM’ye karşı devletlerin boğazlar çevresinde tampon bölge kurmak amacıyla yaptığı yörelerinde güçlü bazı ailelerin otoriteye sahip olup; TBMM’nin emrine girmek Avrupa devletlerinde yönlendirmesiyle bağımsız devlet kurmak Kuva-yi Milliye liderlerinin düzenli ordu kurulurken TBMM kontrole girmek istememesi. Milli Mücadele Dönemi Ayaklanmalar Haritası TBMM’ye Karşı Çıkan İsyanlar Milli mücadele yönelik isyanlar 1919 yılı başladı ve 1921 yılına kadar sürdü. Bu ayaklanmalar 4 grupta incelenmektedir. TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmalar Tablosu Doğrudan İstanbul Hükümeti Tarafından Çıkarılan İsyanlar Bu isyanların amacı sözde; halifeyi Anadolu hareketine karşı korumaktır. Doğrudan İstanbul Hükümeti tarafından çıkarılan isyanlar hangileridir? Anzavur Ayaklanması Ahmet Anzavurun isyanı Manyas, Susurluk, Gönen ve Uluabad dolaylarında etkili oldu. Amacı İngilizlerin boğazlarda ki egemenliğini Anadolu’dan gelebilecek bir tehdite karşı korumaktır. 2 defa isyan eden Anzavur’un ayaklanması bastırıldı. Anzavur, kurduğu orduya Kuvayı Muhammediye adını vermiştir. Hilafet Ordusu Kuvayı İnzibatiye İsyanı Geyve’de başlayan bu isyanın ilk komutanı Süleyman Şefik’tir. Daha sonra başına Ahmet Anzavur geçmiştir. İsyan Ali Fuat Paşa tarafından bastırılmıştır. Doğrudan İstanbul Hükümeti tarafından çıkarılan 2 isyanında ortak amacı Boğazlara yakın yerlerde milli güçlerin teşkilatlanmasını önlemektir. İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletleri Tarafından Çıkarılan İsyanlar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı çıkan ayaklanmalar arasında en yaygın olanlarıdır. Slogan din ve dini duygulardır. Ancak ayaklanmalar daha çok güçlü ailelerin bölgelerinde otorite kurma amacıyla ilgilidir. İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletleri tarafından çıkarılan isyanlar hangileridir? Bolu, Düzce, Hendek, Adapazarı Ayaklanmaları Ali Fuat Paşa ve Refet Bey tarafından Ayaklanması Çapanoğulları – Aynacıoğulları İsyanı İlk isyan Çerkez Ethem, 2. isyan Binbaşı İbrahim Bey tarafından Bozkır Ayaklanması Delibaş Mehmet, Vali Cemal Bey isyanları Bozkır ayaklanmasını Arif Bey, Delibaş Mehmet ayaklanmasını Refet Bey Ayaklanması Çopur Musa İsyanı Milli kuvvetlere yenilerek Yunanlılara Ayaklanması Eşref İsyanı Peygamberlik iddiası ile ayaklanan Eşref’i milli kuvvetler etkisiz hale Ayaklanması Cemil Çeto İsyanı Garzan’da gerçekleşen isyan milli kuvvetler etkisiz hale Ayaklanması Koşgiri İsyanı Milli kuvvetler tarafından Batı Ayaklanması Mardin ve çevresinde çıkan ayaklanma 5. tümen tarafından Aşiret Urfa Ayaklanması Urfa’nın kurtarılmasında milli güçlerle birlikte hareket eden bu aşiret daha sonra isyan etti. İsyan 5. tümen tarafından bastırıldı. Yazıyı buraya kadar okuma sabrı gösterdin. O halde en sonda bulunan sorular ile öğrenme düzeyini ölçmeyi unutma. Soruya tıkladığında cevabı altında gözükecek . Azınlıkların Çıkardığı Ayaklanmalar Azınlıklar, Wilson ilkelerini dayanak yapıp, Mondros Mütarekesi’nin yarattığı karışıklıklardan yararlanarak bağımsız devlet kurma amacıyla ayaklandılar. Azınlıkların çıkardığı ayaklanmalar hangileridir? Doğu Anadolu’da ki Ermeni Ayaklanması Kazım Karabekir tarafından Anadolu’da ki Ermeni Ayaklanmaları Fransızların desteği ile Adana, Antep, Maraş, Urfa bölgelerinde Rum Ayaklanması Orta ve Doğu Karadeniz kıyılarında Pontus Rum Devleti’ni tekrar kurmak amacıyla başlayan ayaklanmadır. Pontus Rum Cemiyetinin organize ettiği bu ayaklanma Topal Osman’ın de desteği ile milli güçler tarafından Anadolu’da ki Rum Ayaklanması Düzenli birlikler tarafından bastırıldı. Ayaklanmalar içinde en uzun süreni Pontus Rum İsyanı’dır. Kuvayı Milliyeci Olup Sonradan Ayaklananlar Kuvayi Milliye yanlısı olup sonradan ayaklananlar kimlerdir? TBMM Hükümeti’nin emirlerine karşı gelerek düzenli orduya katılmak istemeyen; Demirci Mehmet EfeÇerkez Ethem gibi Kuvayı Milliye liderlerinin çıkardığı ayaklanmalardır. Demirci Mehmet Efe’nin isyanını Refet Bey, Çerkez Ethem İsyanı’nı ise düzenli ordu bastırdı. TBMM’nin Ayaklanmalara Karşı Aldığı Önlemler Ayaklanmalar TBMM’yi iç güvenlik sorunuyla karşı karşıya bırakmıştı. Bu durum TBMM’yi iç güvenliği sağlamak ve otoritesini sağlamlaştırmak üzere tedbirler almaya zorladı. Bu tedbirler; Hıyanet-i Vataniye KanunuFirariler Kanunuİstiklal MahkemeleriAnadolu Ajansı Hükümeti’nin şeyhülislamdan aldığı fetvaya karşılık Ankara Müftüsü Rıfat Efendi tarafından fetva Hükümeti ile her türlü irtibat kesildi. İstanbul’dan gelen her türlü resmi evrakı geri gönderme kararı aldı. TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmaların Sonuçları Ayaklanmaların milli mücadele üzerinde pek çok olumsuz etkisi olurken tek olumlu etkisi; alınan önlemler neticesinde TBMM’nin otoritesinin artmasıdır. Şimdi olumsuz etkilere bakalım; İsyanlar esnasından işgal kuvvetlerinin Anadolu’da ki ilerleyişi yere kardeş kanı döküldü. Büyük çapta insan ve malzeme kaybı savaşının süresi uzadı. Sıkça Sorulan Sorular Damat Ferit Anzavur ve Kuvayı İnzibatiye ayaklanması İstanbul Hükümeti tarafından finanse edilen Ahmet Anzavur'un ordusuna verilen isimdir. Milli aşiret isyanı Hıyaneti Vataniyye Kanunu ve Firariler Hakkında Kanun Alınan tedbirler ile TBMM'nin otoritesi artmış ve düzenli orduya geçiş hızlanmıştır. Milli mücadelenin süresi uzarken, düşman kuvvatlerin ilerleyişi hızlandı. Milli güçte bölünmeye sebep olan bu isyanlar, gereksiz şekilde insan ve muhimmat kaybına sebep oldu. Pontus Rum isyanıdır.

istanbul isyanları kimler tarafından çıkarılmıştır