KURAN VE S NNET'TE HZ.İSA (AS) Peygamberimizin evlilikleri ile ilgili başka bir ilmi araştırma.exe. İMAMET / 12 İMAM / NDERLİK / HİLAFET Ehlibeyt Mektebinde İmamet İnancı.exe Hidayet nderleri- 2 İmam Ali (as) ON İKİ İMAM (A.S) KİMDİR?.exe Mezheplerde Mehdilik.exe
uğraşması Hz. Hatice (r.a.) ile evliliği ve çocukları ile ilgili bilgiler verilecek; ancak Hz. Haticenin evlilik yaşı gibi tartışmalı rivayetlere yer verilmeyecektir. 4. kazanım işlenirken Peygamberimizin evliliğinin temelindeki sadakat ve vefa kavramlarının önemi üzerinde durulacaktır. 5. kazanım işlenirken
Evet, 25 yaşına kadar hiç evlenmeyen Peygamberimizin (S.A.V.) Hatice-tül Kübra ile olan evliliği 23 yıl sürmüş ve O’nun vefatı üzerine, arkada acı bir hasret bırakarak sona ermiştir. Hz. Hatice validemizin vefat ettiği tarihte Peygamberlik vazifesinin 8.senesinde olan Efendimiz (S.A.V.), omuzunda kâinat çapında bir yük
5 Sınıf Din Kültürü Ders Kitabı Sayfa 67 Cevapları Anka Yayınları. 1. Peygamberimizin (s.a.v.) Hz. Hatice (r.a.) ile evliliği hakkında bir araştırma yapınız. Cevap: Peygamberimiz amcası Ebu Talip ile tüccarlık yapmaktadır. Peygamber efendimiz 25 yaşında iken Hz. Hatice ile tanışır. Hz. Hatice 40 yaşındadır. peygamber
YAZARBekir PINARBAŞI ORTAOKUL VE İMAM HATİP ORTAOKULU PEYGAMBERİMİZİN HAYATI 6 DERS KİTABI T U T K U Y A Y I N C I L I K Bu kiMiltap, lî Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 18.04.2019 tarih ve 8 sayılı (ekli lis-
ySGSaX. Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir. Eşleri Hatice Kureyş kabilesinden olup babası Huveylid, annesi Fatma’dır. Hicretten 68 yıl önce doğmuştur. Hz. Muhammed ile evlendiğinde kendisi kırk, Hz. Muhammed 25 yaşındaydı. Hz. Hatice hem çok zengindi, hem de yüksek bir ahlaka sahipti; bu özellikleriyle, Hz. Muhammed peygamber olduktan sonra, ona çok yardımcı olmuştur. bu evlilik sayesinde hem risalet görevinin zor yıllarında eşinden maddi manevi çok yardım görmüş, hem de sonraki evliliklerinin yanlış yorumlanmasının önü kesilmiştir. Sevde Hz. Sevde validemizin kocası, Habeşistan’a hicretten sonra vefat etmiş ve kendisi kimsesiz kalmıştır. Hz. Sevde, Resulullah’ın eşi olma şerefine kavuşma dışında hiçbir istek taşımadan peygamberimizle evlenmeye talip olmuş ve bu isteğinin kabul edilmesi üzerine, elli beş yaşında iken evlenme akdi yapılmıştır. Hz. Peygamber bu evlilikle hem Hz. Sevde’yi içinde bulunduğu zor durumdan kurtarmış, hem de ikinci evliliğini de gene kendinden daha yaşlı bir kadınla yaptığı için, evliliklerinin yanlış yorumlanmasının önü bir kere daha kesilmiştir. Aişe Hz. Ebubekir’in kızı olan Hz. Aişe validemiz, Resulullah’ın evlendiği tek dul olmayan kadındır. Önceleri Cübeyr ile nişanlanmış, Cübeyr’in İslamiyet’i kabul etmemesi üzerine bu nişan bozulmuştur. Bu nişanın bozulması Hz. Ebubekir’i üzmüş, Hz. Peygamberin onunla evlenmeyi kabul etmesi, yaşanan üzüntüyü ziyadesiyle mutluluğa çevirmiştir... DEVAMI >>>> 'in Eşleri
Hz. Hatice, Kâinatın Efendisini çocukluğundan beri tanıyordu. Ticaret mallarının başında Şam’a göndermesi ise, onu daha da yakından tanımasına vesile olan Hz. Hatice o sırada, Kureyş kadınları arasında soy sop, şeref ve zenginlik bakımından en üstün mevkiye sahip bulunuyordu. Aynı zamanda, Cenab-ı Hak, Cemîl ismiyle, pek az kadına nasip olacak bir güzelliği de kendisine ihsan âna kadar, kabilesinden birçok kimse evlenmek için kapısını çalmış ise de, o bunların hiçbirini kabul etmemişti.[1]Adeta, evlenmeyi düşünmüyor gi var ki kader şimdi karşısına bambaşka bir şahsiyet çıkarmıştı Ruhundaki güzellikler yüzüne aksetmiş, gönlündeki sevgi simasında tebessüme kalbolmuş, zihnindeki derin düşünce dışarıya ciddiyet ve samimiyet şeklinde tezahür etmiş müstesna bir insan…Daha önce bütün Kureyş büyüklerinin evlenme teklifini reddeden ve adeta evlenmek fikrini zihninden atmış bulunan Hz. Hatice, bu eşsiz insanla daha yakından tanışınca, bu fikrinden kader, bu iki insanın kalbini birbirine ısındırmayı takdir etmişti. Her şeye rağmen Kureyş’in ileri gelenleri ve zenginleri, kaderin çizmiş olduğu bu programı Hatice’den Gelen TeklifEvlenme teklifi, bizzat Hz. Hatice’den geldi. İffeti ve namusunu koruması sebebiyle Câhiliyye devrinde bile tertemiz kadın manasına gelen “Tâhire” lakabıyla anılan Hz. Hatice’den…Teklifi getiren, Hz. Hatice’nin yakın arkadaşı Münye kızı Nefîse ile Peygamberimiz arasında şu konuşma geçti“Ey Muhammed! Seni hangi şey evlenmekten alıkoyuyor?”“Elimde evlenecek kadar para yok!”“Eğer bu temin edilse ve sen, mala, güzelliğe, şeref ve denkliğe çağrılsan icabet eder misin?”“Kimdir bu?”“Hüveylid’in kızı Hatice…”“Ama, bu nasıl olabilir?”“Orasını ben bilirim!”“O halde, dilediğini yaparım.”[2]Nefise, sevinç içinde, Kâinatın Efendisiyle konuştuklarını, gelip Hz. Hatice’ye Hatice’nin sonsuz memnuniyeti, yüzündeki tebessümlerden okunuyordu. Nefise’yle birlikte sevinç ve memnuniyetlerini yaşadıktan sonra, Peygamberimize, “Ey amcam oğlu! Sen, benim akrabam olduğun,[3]kavmin içinde şerefli, güvenilir kimse, güzel huylu, doğru sözlü bulunduğun için seninle evlenmeyi arzu ediyorum” diye haber gönderdi.[4]Teklifi alan Efendimiz, durumu amcası Ebû Tâlib’e Tâlib, teklifi tahkik etti. Hz. Hatice’nin böyle bir evliliği arzu ettiğini, bizzat kendisinden MerasimiDüğün merasiminin tarihi, bizzat Hz. Hatice tarafından tespit edildi. Merasim de onun evinde edilen tarihte, Resûl-i Ekrem Efendimiz, amcaları, halaları ve Hâşimoğullarının ileri gelenlerinden bazılarıyla birlikte Hz. Hatice’nin evine bir düğün merasimi için gereken her şey, bizzat Hz. Hatice tarafından temin edilmişti. Koyunlar kesilmiş, yemekler yendikten sonra, âdet olduğu üzere sıra, iki taraf büyüklerinin konuşmasına geldi. Hz. Hatice’nin babası, Ficar Harbi’nde ölmüştü. Bu sebeple onu temsilen merasime, amcası Amr b. Esed göre, ilk konuşmayı yapmak üzere Ebû Tâlib ayağa kalktı ve şöyle dedi“Allah’a hamdolsun ki bizi, İbrahim’in zürriyetinden, İsmail’in sulbünden, Maad’ın mâdeninden, Mudar’ın aslından vücuda getirdi. Bundan sonra, asıl maksada gelir ve derim ki“Kardeşimin oğlu Muhammed b. Abdullah; ki akrabanız olduğu malûmunuzdur. Onunla Kureyş’ten hiçbir genç tartılamaz, ölçülemez! Bu, şeref ve asâletçe, akıl ve faziletçe onların hepsinden üstün gelir!“Gerçi, malı azdır. Fakat mal dediğin nedir ki? Geçici bir gölge, bir perde, alınır verilir iğreti bir şey!“Allah’a yemin ederim ki bundan sonra onun mertebesi daha da büyüyecek, daha da yükselecektir!“Şimdi o sizden, kızınız Hatice’yi zevceliğe istemekte, muaccel ve müeccel mehir olarak da yirmi erkek deve vermeyi taahhüd etmektedir.”Ebû Tâlib konuşmasını bitirince de, Hz. Hatice’nin amcasının oğlu Varaka b. Nevfel ayağa kalktı ve şöyle konuştu“Allah’a hamdolsun ki bizi de, anlattığın gibi yarattı; saydıklarından daha fazlasıyla bize üstünlük verdi. Biz de sizinle hısımlık kurmak ve şereflenmek istiyoruz!“Ey Kureyş topluluğu! Şahit olunuz ki ben, Huveylid’in kızı Hatice’yi, şu kadar mehirle Muhammed b. Abdullah’la evlendirdim!”Varaka b. Nevfel konuşmasını bitirdikten sonra, Ebû Tâlib, Hz. Hatice’nin amcası Amr b. Esed’in de muvafakatını istedi. Amr da ayağa kalkarak, “Ey Kureyş topluluğu! Şahit olunuz ki ben de Muhammed b. Abdullah’a Hüveylid’in kızı Hatice’yi nikâladım!” diye Kâinatın Serveri Efendimiz ile Kureyş kadınlarının, neseb, şeref ve zenginlik bakımından en üstünü bulunan Hüveylid’in kızı Hz. Hatice-i Kübra zevc-zevce ilan edilmiş oldular. O sırada Resûl-i Ekrem Efendimiz yirmi beş, Hz. Hatice ise kırk yaşlarında bulunuyordu. Evlilikleri Milâdî tarihle 595 yılına rastlıyordu. Yani, Efendimizin nübüvvetinden on beş yıl önce…Bundan sonra Resûl-i Ekrem Efendimiz, muhterem zevcesini alarak Ebû Tâlib’in evine geldi. Burada velime, yani düğün cemiyeti yaptı; iki deve kestirerek halka yemek ziyafeti Tâlib de, bu mesut hadisenin hatırı için develer kestirdi ve halka yemekler yedirdi. Sonra da, Peygamberimizle âilesini evine davet karşılamaya çıktığında, sevinç gözyaşları arasında Allah’a hamdediyordu “Hamdolsun Allah’a ki bizden bütün üzüntüleri yok etti!”Efendimiz ile ona ilk hanım olma şerefini kazanmış bulunan Hz. Hatice, Ebû Tâlib’in evinde ancak birkaç gün kaldılar. Sonra tekrar Hz. Hatice’nin evine döndüler. Artık mesut hayatlarını burada Efendisi Peygamberimiz, kendisine “Hatice-i Kübra” dediği bu asil ve tâhire kadın hayatta olduğu müddetçe başka bir kadınla evlenmedi.[5]Her türlü teselliyi ve en parlak saadeti bu huzurlu evinde Efendimize, babasından miras olarak pek bir şey kalmamıştı. Uzun zamandır himâyesinde bulunduğu Ebû Tâlib ise, fakir ve zaruret içinde idi. Bu bakımdan, Hz. Hatice’yle evleninceye kadar bin bir meşakkat ve zahmet içinde hayat Hatice’yle evlendikten sonra, onun servetini ticarette kullandı ve bir derece genişliğe kavuştu. Fakat zevcesi bol servet sahibi iken o yine israfa, gösteriş ve lükse kaçmadı. Eski mütevazı ve sâde hayatına yakın bir yaşayışı devam ettirdi. Üstelik, dünya malına da kalbinde yer vermiyordu. Onun o yüce ruhunu bambaşka ulvî ve kutsî duygular istilâ etmişti. Dünya ve içindekilerin muhabbeti, o ulvî duyguları söküp atmaya hiçbir zaman muktedir olamıyor sonra, Hz. Hatice-i Kübra’dan, Resûl-i Ekrem Efendimizin sırasıyla Kàsım, Zeyneb, Rukiyye, Fâtıma, Ümmü Gülsüm, Abdullah adında altı çocuğu oldu. Oğlu Abdullah, Tayyib ve Tâhir isimleriyle de anılırdı.[6]Bu mesut aile yuvasında Kâinatın Efendisi ile Hz. Hatice, en ulvî duygularla birbiriyle kaynaşmışlardı. Âlî yuvasında hâkim olan, karşılıklı emniyet, samimi hürmet ve muhabbet idi. Hz. Hatice, Kâinatın Efendisi kocasından on beş yaş büyük olmasına rağmen, yüce şahsiyetinden dolayı kendilerine karşı son derece nâzik, duygulu ve itinalı davranıyordu. Peygamber Efendimizin şerefli hanımına karşı muhabbeti de fazlaydı. Öyle ki vefatından sonra bile hiçbir vakit muhabbetini kalbinden atmadı, gönlünün en mûtena köşesinde ebedî beraberliğe kadar Ekrem Efendimiz, Hz. Hatice’nin keremkârlığını, hayırseverliğini ve kendisine yaptığı büyük yardımı her zaman yad ederdi. Bu yad ediş, Hz. Âişe validemize, “Hatice-i Kübra’dan başka, Nebiyy-i Ekrem’in zevcelerinden hiçbirini kıskanmadım!”[7]dedirtecek ve onun kıskançlık damarını tahrik edecek kadar fazla yâdetmezdi ki? Yedi çocuğundan biri hâriç diğerlerinin annesi o idi. Herkes ona düşman iken, ona dost elini uzatan, o idi. Her türlü ızdırap ve sıkıntı karşısında kendisini teselli eden, o idi. Herkesin ona arka çevirdiği bir zamanda yanıbaşından ayrılmayan, o böylesine yüksek duygu ve meziyetler sahibi zevcesini, Peygamber Efendimiz hiçbir zaman unutmayacak ve onu her zaman hayırla yad İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 201; İbn Sa’d, Tabakat, c. 1, s. 131. [2] İbn Sa’d, c. 1, s. 131. [3] Baba tarafından Hz. Hatice’nin soyu Peygamberimizin baba tarafından dedesi olan Kusay’da birleştiği gibi, annesi tarafından da soyu yine Resûl-i Ekrem Efendimizin baba tarafından dedesi olan Lüey’de birleşir. [4] İbn Hişam, c. 1, s. 200-201; Taberî, Tarih, c. 2, s. 197 [5] İbn Hişam, c. 1, s. 201. [6] Ebu’l-Kàsım Abdurrahman es-Süheylî, Ravdu’l-Ünf, c. 1, s. 214. [7] Müslim, Sahih, c. 7, s. 133.
İletişim kısmından bana mail atan, ve bazı konuları anlamakta sıkıntı çeken dostlara ilk tavsiyem, Emevi ve Abbasi dönemini araştırmalarıdır… Çünkü , İslam tarihinde bugünkü yanlış anlaşılan noktaların temelinde, emevi- Abbasi dönemlerinde “güya” İslamiyet adına alınan kararlar etkili olmuştur… Peygamber efendimiz as. ın hz Hatice validemizle evlenme sebebini sadece zenginliğine bağlayanlar var… Hz Hatice validemizle evliliği boyunca, başka hiç kimseyle evlenmeyişini de bu zenginliği kaybet-me-mek olduğuna bağlıyorlar… Araştırma yaparken enteresan bilgilere ulaştım… Bunları, bir çok kişinin ilk defa okuyacağından da eminim… Konuyu, farklı bir konuyla açıklamaya çalışacağım… Sizce peygamber efendimiz Mekke yi elde ettikten sonra, Mekke de mülk sahibi olan müşriklerin evleri ne oldu? Burada iki görüş var… Ama her ikisine göre de sonuç ilginç… *** “ Birinci görüşe göre, bu görüş Mâlik, Ebû Hanife ve Evzâî tarafından benimsenmektedir evler,ganimet olarak kabul edilmelidir. Hz. Peygamber evleri dağıtmadı ve sahiplerinin geçici olarak oturdukları meskenlerinde ücretsiz olarak kalmalarına, hatta bu haklarını kendi torunlarına da bırakmalarına müsaade etti. Bu nedenle, Mekke’nin arsaları, yerlilerin ve aynı şekilde ziyaretçilerin de tasarrufuna verildi… Şafii tarafından temsil edilen aksi görüş ise, Mekke’nin barış yoluyla fethedildiği, bu yüzden de arsaların ev sahiplerinin mülkiyetinde olduğu yönündedir… Bu görüşlerin pratik uygulaması, Ömer hakkında zikredilen ilk dönem hadislerde görülmektedir. Ömer’in, Mekke’deki mâlikâneler için kapılar inşa etmeyi yasakladığı söylenmektedir… Mekke evlerinin kapıları yoktu; burada ilk defa kapı inşa eden, Eymen b. Hâtib b. Ebî Belteâ bir başka rivayete göre de Muaviye dır… Ömer b. Abdülaziz, Mekke amirine yazdığı bir mektubunda bu şehirdeki evlerin kiraya verilmesini yasaklamıştır… et-Tahâvî, Aişe’nin, Hz. Peygamber’den Mina’da bir bina inşa etmesi önerisi ile Peygamber’in söz konusu teklifi reddinden hareketle, Minâ’da bina yapımı ile ilgili yasaklamanın sınırlandığı konusununda ki rivayeti aktarmaktadır…. Mekke’nin, sadece hac ibadetinin yapıldığı bir şehir olmasını, genişliğiyle kalmasını, bina yapılmamış yerlerin hac ve binek hayvanları için korunması gerektiğini belirttiler. Fâkihî’nin Tarihinde bu problemlerle ilgili kapsamlı bir bölüm, “Zikrü Kerâhiyeti kirai büyûti Mekkete ve İcâretihâ ve Bey’i Ribâihâ ve mâ câe fî Zâlike ve Tefsîruhû” diye başlıklandırılmıştır… Âlimlerin tartışmaları, Peygamber’in ifadelerine dayanmaktadır. Peygamber’in, Mekke’nin özgür bir şekilde hacıların tasarrufuna bırakılması gerektiğini ifade ettiği söylenmektedir “Evler ne kiraya verilmeli, ne de satılmalıdır” Hz. Aişe, Peygamber’den Mekke’de kendisini güneşten koruyacak bir bina kurmasını istemiş, ancak Peygamber “Mekke, buraya ilk gelenler için aydınlanmış bir yerdir, her kim Mekke’de evlerin kirasından elde edilen geliri yerse, ateş yemiş olur” yani o kimse cehenneme girecektir” diye karşılık vermiştir. Rivayete göre Mekke’nin evleri, Peygamber, Ebû Bekir ve Ömer dönemlerinde “es-Sevâib“ olarak isimlendiriliyordu. Yani elde etmek isteyen herkesin bedava olarak sahip olması demekti… Onlar ne satılır, ne de satın alınırdı; ihtiyacı olan, o evlerde ikamet eder; ihtiyacı kalmadığında da evleri diğerlerine verirdi… Halk, Mekke’ye geldiğinde her yere, hatta bahçe avlusunun açık alanlarına dahi çadırlarını kurarlardı… ” *** arası aşağıda verdiğim linkten alıntı… *** yazının başlığı ile bu konunun ne alakası olduğu sorusunun cevabını birazdan netleşecek inşallah… Peygamber efendimiz as, Mekke’yi elde ettikten sonra müşriklerin evlerini, Müslümanlara dağıtma yoluna git-me-miştir… Peki, Emevi hükümdarı Mekke ye gelince neler yapmış olabilir… oldukça ilginç.. — “Oldukça büyük bir inşaat yapma dalgasının, Muaviye döneminde gerçekleştiği belirtilmektedir. Muaviye’nin, Mekkede pek çok sayıda evler ve mâlikâneler satın alması şaşırtıcıdır. Muaviye, Huzaalı Benû Müleyl’den Dâru İbrahim veya DâruEvs olarak isimlendirilen bir mâlikâne satın aldı. Benü Hâşim’in müttefiklerinin semtindeki ayakkabıcıları buraya yerleştirdi… . Benû Abdişems mahallesinde de takas yoluyla Dâru’l-Hammamı elde etti… ve Ziyad b. Ebihî’nin mâlikânesini buraya inşâ etti… Muaviye’nin kendisine ait Dâru’r-Rakta kırmızı tuğlalar ve alçı ile inşa edilmiş, Beyaz Saray Dârü’l-Beyza, Darü’l-Merâcil , Dâr Babba , Dâru Selm, Dârü’l-Hammamın karşısında yerleştirilmiş, Nalbantlar kulvarında bulunan ve Daru Mâlil-Lâbi olarak da isimlendirilen Dârü’ş-Sa’d taşlar üzerine figürler yapılmış, oyma taşlarla inşa edildi mâlikâneleri bulunmaktadır… Muaviye, Abduddâr mahallesinde İbnü’r-Rehin’den Dârü’n-Nedveyi satın aldı … Yine bu bölgede o, Said b. Ebi Talha mâlikânesini , Benû Zühre mahallesinde de Abd Avf’ten bazı mâlikâneler satın aldı… Aynı şekilde Hz. Peygamber’in hicrete kadar yaşadığı evini de satın aldı ve burayı camiye çevirdi… Rivayete göre Muaviye, Mekke’de ateşte kızartılmış tuğlalar ve alçılarla evler inşa edenlerin ilki idi… — arası aşağıdaki linkten alıntı — Şimdi sormak istiyorum size… Peygamber efendimiz zenginlik peşinde olan biri olsaydı, Mekkeyi fethedince , muaviye’nin yaptığı gibi kendine bir sürü ev ya da malikane alma yoluna neden gitmedi… Kaldı ki, Peygamber efendimiz as, Muaviye’den daha güçlüydü… Muaviyenin yaptığı gibi, yeni yeni inşaatlar, evler yapabilirdi… Dikkat ettiyseniz muaviye, bütün mülkleri kendi adına alıyor… Sonuçta peygamber efendimiz, krallık kurmamış… Saltanat yaşamamış… Sırtında atlastan kaftanlar yok… Hırkası, Veysel karani camisinde sergileniyor… Gayet mütevazi bir hırka… Evi her ziyaret etmek isteyene açık, evinin kapısı dahi yok… Yaptırmamış… Her eşine ayrı ayrı evler yapmamış… Bunlar zenginliğe, meftun bir kişinin, davranışları olabilir mi? Haşa… Eşinin, Aişe ra, inşaat teklifini reddetmiş…Sadece Aişe ra değil, Kur’an dan da anlaşılacağı gibi fetihlerle beraber şahsi gelirlerin artmasına rağmen, peygamber hanesinde hayat seviyesinin yükselmemesine hanımlarının şikayet ettiği söylenir… Ve eşlerin ıbu itiraz nedeniye Ahzab suresinin 28 ve 29. ayetlerinin indiği alimler tarafından anlatılmıştır… “Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle Eğer dünya dirliğini ve süsünü refahını istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim. Eğer Allah’ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır. Ahzab; 28,29 Muhammed as, peygamber ol-ma- dığına inanlar , peygamber efendimiz as’ın zengin olmak için hz Hatice ile evlendiğini savunurlar… O zaman da insanın aklına şu soru geliyor… Peygamber efendimiz, madem ki istediği zenginliğe ulaşmış, Rahat rahat zenginliğin sefasını sürmek varken, Neden, sonu belli olmayan, belki de ölümüyle sonuçlanacak savaşlara, işkencelere, sefalete, açlığa 3 yıl süren Mekke boykotu , aşağılanmalara, evini bırakıp “hicrete” sebep bir davanın içine girsin… Bu yolda herşeyini harcasın… Çok eşliliğinin, hz Hatice validemizden sonra başlamasını da “zenginliği kaybetme korkusuna bağlıyorlar… Hz haticeyi kaybetmemek için başka evlilikler yapmaktan korkacak, Ama aynı kişi; islamiyeti yayma adına Mekke’nin ileri gelen, güçlü ailelerini karşısına almaktan korkmayacak… bütün herşeyini kaybedeceği bir dava için herşeyi göze alacak… bu uğurda hz Hatice de bütün malını harcadı… el insaf diyorum… Peygamberimiz öldüğünde geriye mal mülk, ne bıraktı ? Hiçbir şey… Çünkü ömrünü, Allaha inanan kalpler inşa etmeye adamıştı… En kıymetli hazinesi de, mirası da Kur’an- Kerim idi… Google akademi den, verdiğim linki yazarsınız, alıntılar yaptığım yazının orjinaline ve yazarın kaynaklarına ulaşabilirisiniz… Yazısında zemzemle ilgili öyle bir bilgi varki, okuyunca inanın ağzım açık kaldı… “Emevi- Abbasi dönemini halifelerinin bakış açısını anlamak açısından oldukça etkileyici bir örnek de aslında…. onun için o bölümü de sizlerle paylaşmak istiyorum… /// Emevî vali ve memurları da, hem Mekke’nin hem de hacıların yolculukları boyunca ihtiyaç duyacakları su tedariki ile b. Abdullah el-Kasrî, Velid b. Abdülmelik’in emriyle Zû Tuvâ ile Hacûn geçitinde bir kuyu kazdı ve o kuyudan haram Mekke için su çekti. Su, tatlılaştırıldı ve Halid, halkı o sudan içmeleri konusunda zorladı. O, zemzemi “hamam böceği” Ümmü’l-Ci’lân olarak isimlendirerek hakkında küçümseyici konuştu ve kendi kuyusunun suyunu zemzeme tercih ettiğini belirtti. Halid, Velid’in eylemini övgüde aşırıya gitmiştir; bu da, üstünlük bakımından onun halifeyi, Allah Rasulünün üzerinde Allah’ın halifesi olarak görme çabasından çıkarılmaktadır.. İbrahim, Allah’tan yağmur istedi ve bunun üzerine Allah tuzlu yağmur yani zemzem verdi; müminlerin emiri Allah’tan yağmur suyu istedi, Allah ona tatlı su verdi” yani halifenin isteği üzerine kazılmış kuyu. Bu aslında utanç verici bir sözdü. Halid el-Kasrî tarafından Haramda Mekke’de su tedariki için kazılan kuyular, Davud b. Ali b. Abdullah b. Abbas tarafından halkın tezâhüratları arasında kapatıldı; çünkü halk, zemzem suyunu tercih etmişti… Emevilerin ilk dönemlerinden sonra bina yapım işleri, büyük oranda durakladı. Bu tür işlere ancak, Abbasilerin iktidarı ele geçirişleriyle yeniden başlandı…” /// /// arası da M. J. Kister makalesinden alıntıdır…
Peygamberimizin Hz Hatice ile evliliği Toplumları oluşturan aile, aileyi ayakta tutan ise karı koca arasındaki ilişki ve bağdır. Bu bağlamda baktığımızda her konuda bize güzel örnek olan Allah Resulü bu konuda da güzel bir emsal olduğunu görüyoruz. Daha önce amcası Ebu talip ile Şam'a ticaret için giden Allah Resulü in bu konuda ki deneyimini istinaden Hz. Hatice'nin kervanlarını yönetecek birine aradığını duyan Ebu talip Hz Hatice’ye Allah Resulünü önerdi. Allah Resul’ünün dürüstlüğü bilindiğinden Hz. Hatice ona başka tüccarlara verdiğinden daha fazla bir ücret teklif etti ve anlaştılar. Peki! Hz. Hatice’nin bu serveti nereden gelmekteydi? Hz Hatice'nin serveti nereden geldiğine baktığımız zaman; Hz Hatice validemiz daha önce iki sefer evlenmiş kocalarının vefatı etmesi sebebiyle eşlerinden kalan servetinin ticaretini kendisi yapmaktaydı. Bu evliliklerden iki kız bir erkek evladı olduğu rivayet edilmektedir. Yapılan antlaşma neticesinde Şam'a yapılan ticaret seferi için Hz Hatice Allah Resulü'nün yanına hizmetlisi Meysere’yi verdi. Yapılan ticaret de en yüksek kârla döndüler ki, daha önceki seferlerden iki kat daha fazla kârla döndüler. Alınması gerekenleri alarak Mekke'ye dönen Allah Resulü, Hz Hatice tarafından ücretinin dışında da ödüllendirildi. Hizmetçisi Meysere’nin yapılan ticaretle ilgili Allah Resulü'nün dürüstlüğünden, merhametinden, güzel ahlakından bahsetmesi Hz Hatice'nin gönlünün Allah Resulü ne kaymasına sebep oldu. Hz Hatice daha önce Mekke'nin önde gelenlerinden gelen evlilik teklifleri reddetmiş iffetli ve güzel bir kadındı. Kalbinde beliren bu durumu dostu olan Nefise'ye açtı. Nefise’de bunun üzerine durumu Allah Resulü ne iletti ve böylelikle Allah Resulünde evlenme niyeti hâsıl oldu. Allah Resulü durumu amcaları ile istişare etti ve Hz Hamza ile Hatice validemizi istemeye gittiler. Hz Hatice validemiz ile 20 deve mihir karşılığında evlilikleri gerçekleşirken, evlendiklerinde Allah Resulü 25 yaşında Hz Hatice validemiz 40 yaşında olduğu söylenmekle beraber Hz Hatice'nin 28 yaşında olduğunu söyleyen rivayetlerde söz konusudur. Allah resulü bu evlilik de görmüş geçirmiş birisi ise evlilik bağı kurmakla; -Tebliğ görevinde sağlam bir yardımcı edinmiş oldu -Yetim ve öksüz olan bir kimse olarak zenginliği yakalamış oldu. -Ticaret yoluyla da toplumları tanıma imkânına erişmiş oldu Hz peygamberin Hz Hatice validemiz den 6 evladı olmuştur. Bunlar; - Kasım 6 veya 5 yaşına kadar yaşamıştır -Abdullah küçük yaşta ölmüştür. -Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fatıma adlı 4 kız evladı olmuş bunlardan sadece Fatıma Allah Resulünün vefatından 6 ay sonra vefat etmiştir. Rabbimiz yetim ve öksüz bir hayat yaşayan Allah Resulü ne böyle bir evlilik nasip ederek onu güçlü bir desteğe kavuşturmuştur. Konumuz ilerledikçe bir kadının eşine nasıl destek sağladığına şahit olacağız. Allah Resulü peygamberlik öncesinde şöyle önemli bir olaya da öncülük etmiştir. Nedir o olay diye baktığımız; Peygamber efendimiz 35 Hacer-ül esved taşının yerine koyulması hususundaki hakemlik ederek gelecekteki liderlik vasfının ipuçlarını vermiştir. Peki! Bu olayı nasıl vuku buldu? Doğa olayları sonucu duvarları çatlayan ve yıkılan Kâbe’yi Kureyş ahalisi onarmak istedi. Kâbe’nin kutsallığını bildiklerinden yıkım işini yapmaya Kureyşliler korktu buna öncülüğü Velid İbn-i Muğire yaptı sonra herkes yıkama dâhil olarak her kabile bir kısmını yükseltmeye başladılar. Kâbe’nin su almaması ve yıkılmaması için yüksekliği 8,5 metre yaptılar içine 6 Hurma kütüğü yerleştirdiler girişi de yükseltiler. Mekkeliler kutsallığını bildikleri için Kâbe'ye haram girmemesi gerektiğini inandıkları için buna dikkat ettiler ama helal mallar Kâbe’yi onarmaya yetmeyince Hicri İsmail’i açıkta bıraktılar. İş hacer-ül esved taşının yerine koyulma işine gelince herkes bu göreve kendi kabilesin yapmasını istiyordu ve bundan dolayı iş çatışmaya dönüşmek üzereydi. Hacer-ül esved taşı Hz Âdem’in Havva annemizle Mekke’de buluştuğunda Allah'tan dua edip istediği cennet taşıdır. Ebu Sümeyye Kureyş'in önde gelen büyüklerinden idi. Bu çatışma karşısında Yarın mescidin kapısından kim girerse onu hakem edelim teklifini Kureyş'e götürdü ve teklif kabul gördü. Sabahleyin kapıdan Allah Resulü gelince herkes o güvenilir ve emin kişidir biz onun hakemliğine razıyız dediler. Allah resulü serilecek bir bez veya kendi hırkasını çıkardı ve taşı ona yerleştirdi ve her kabileden bir kişinin kenarından tutmasını istedi ve taşı kendi eliyle Kâbe’nin duvarına yerleştirdi. Bu olay aslında Mekke’nin geleceğini gösteren bir tablo gibiydi. İbretler; 1. Müslüman her durumda dürüst ve güvenilir olmalıya güzel bir örnektir Allah Resul’ünün hayatı. 2. Saliha bir eş olan ihtiyaç kurulacak toplulukları iyi tanımının önemi Facebook Sayfamız
“Peygamberimizin Hz. Hatice ile evliliği hakkında bir araştırma yapınız.” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka Peygamberimizin Hz. Hatice ile evliliği hakkında bir araştırma “5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitabı Anka Kuşu Yayınevi Sayfa 67 Cevapları” ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz. ☺️ BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
peygamberimizin hz hatice ile evliliği hakkında bir araştırma yapınız