Çorumda ormandan topladıkları mantardan yedikten sonra rahatsızlanan 14 kişi, hastanede tedavi altına alındı. Sungurlu, Mecitözü, Ortaköy, Boğazkale ilçeleri ve il merkezinde araziden topladıkları mantarları yiyen 4'ü çocuk 14 kişi, karın ağrısı, bulantı ve kusma şikayetiyle Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvurdu. Muğlada, yediği mantarın suyunu da karın ağrılarını gidereceği düşüncesiyle içen kadın, çoklu organ yetmezliğinden hayatını kaybetti, sadece mantarı yiyen annesinin ise yoğun Ananiasın, geçen salı günü doğada yetişen mantarı yedikten sonra fenalaşarak Fethiye Devlet Hastanesi’nde kaldırıldığı, tedavisinin ardından ise taburcu edildiği belirtildi AA. Abone ol. Aşama 1 Karın içindeki basıncı azaltmak, şişkinliği ve gazı hafifletmek için yemek yedikten hemen sonra oturun. Hatta yemeğinizi de ayakta değil, mümkün mertebe hep oturarak yiyin. Etkisini göreceksiniz. Aşama 2 Yemeği yedikten yaklaşık 15-20 dakika sonra hafif bir yürüyüş yapın. Hareket, sindirime GİRESUN13.07.2022, 00:39. A - A +. Giresun’un Çamoluk ilçesinde doğadan topladıkları mantardan yedikten sonra rahatsızlanan 14 kişi tedavi altına alındı. İlçenin Karadikmen köyünde 14 kişi doğada topladıkları mantarları yedikten sonra rahatsızlanmaları üzerine Alucra Devlet Hastanesine başvurdu. admoIl3. amsterdam, yeni belediye başkanının görevde olduğu son 2 yılda, özgürlükçü tüm renklerini bir bir kaybetmeye belediye başkanı düşünün ki şehrine açık açık turist gelmemesini istesin ve sürekli olarak bunu direkt etkileyecek projeler geliştirsin. dünyada başka bir örneği olduğunu sanmıyorum ancak amsterdam belediye başkanı femke halsema'nın tek planı var o da; şehrin cazibesini düşürmek. Femke Halsemason zamanlarda konuşulmaya başlanan hedefi ise, coffeeshop'lar. muhtemelen medyada yer aldığı gibi kenevire sadece lokallerin erişebilmesi olayı da gerçekleşmeyecek çünkü, black market oluşmasından korkuluyor. coffeshopların tümden kapatılmasıyla birlikte, başkanın zaten mezarını kazdığı şehrin üstüne tümden toprak atılmış olacak. coffeshopların ardından başkanın gözündeki bir diğer hedef ise red light district. bölge, en geç 2024 yılında şehirden uzak bir yere taşınacak veya komple kapanacak. elbette kadın ticaretini savunmuyorum ancak covid-19 sürecinde gördük ki buradan ciddi anlamda ekmek yiyen bir sürü kadın var. zaten red light'ta çalışanların isteği de kapanmak yerine daha iyi bir denetleme sağlanması. yoksa düzenleyip denetleyemediğin bir sektörü direkt kapatın demek bizim türkiye'den zaten alışık olduğumuz bir şeydi. coffeeshoplar ve red lights mevzundan önce yapılan değişikliklerden birisi ise şehrin en meşhur simgesi olan iamsterdam yazısının museumplein'den kaldırılmasıydı. neredeyse tüm dünyaya yayılan ve öncülüğünü amsterdam'ın yaptığı bu ikonik yazı önünde her saniye bir sürü insan oluyordu ancak maalesef 'şehrin disneyland olmadığı' gerekçesiyle bu yazı yerinden söküldü. bir diğer yasağımız ise tekneler. kendisi bir kanal evinde oturan belediye başkanımız, penceresinden baktığında gördüğü teknelerden oldukça rahatsız olmuş olacak ki bu sektöre de bir sürü kural getirdi. bu kural paketinde, bir teknede maksimum 12 kişinin bulunabilmesi, kanallarda gece sürüşünün yasaklanması ve özel tekne kiralama şirketlerine getirilen ek vergilerin batsınlar diye artırılması gibi birden çok kural var. aynı açıklamada, 'ama alkolü yasaklamıyoruz, teknelerde alkol içebilirsiniz' ifadesi de yer aldı. şükür ki teknelerde halen alkol alabilme özgürlüğümüz var. çoğunuzun bildiği üzere hollanda, geçtiğimiz sene eurovision'da birinci oldu. bu başarının ardından amsterdam belediye başkanı'nın yaptığı ilk açıklama 'bu organizasyonu amstedam'da düzenlemek istemiyoruz' oldu. inanılır gibi değil ama ülkenin en önemli şehri, böyle büyük ve getirisi olabilecek bir organizasyonu kabul etmeyip kendi arzusuyladiğer şehirlere yanı sıra tabiki bir turist hizmeti olarak airbnb de halsema'dan nasibini alan bir diğer alan oldu. şehrin iki önemli mahallesinde airbnb tamamen yasaklanırken, diğer semtlerde ise belirli bir limite kadar evin başvurabileceği bir kayıt sistemi oluşturdu. artık airbnb yapmak isteyen her ev sahibi, eğer o semtte fazlaca airbnb evi yoksa, 600 euro başvuru parasıyla birlikte belediyeye başvurmak zorunda bırakıldı. üstelik tüm ev değil de sadece odanızda konaklama sağlayacaksanız bile yine de kayıt olup, 600 euro bayılmanız gerekiyor. ayrıca bordrolu bir çalışansanız airbnb kazancınızın %40'ı zaten direkt vergi olarak gidiyordu. üstelik bu şehrin en büyük problemlerinden birinin yeterli konaklama imkanına sahip olmamasıyken. geldik benim en komik bulduğum bir diğer yasağa. hollanda'da bir yılbaşı adeti olarak insanlar bu dönemde balkonlarına lamba ve ışıklar asarlar. artık bu ışıklar için bile bir regülasyon var. balkonuna ışık asmak isteyen her bir amsterdamlı bundan böyle belediyeye kayıt olmak zorunda kalacak. saat 12'den sonra ise açık kalması yasak hep yaptıklarından bahsettik, bir de yapamadıklarına bakalım; covid-19'un göbeğinde, black lives matter protestosu için dam meydanı'nda yapılan etkinliği iptal etmeme kararıyla amsterdam'ın covid vakalarına en büyük darbeyi halsema vurdu. zaten ne iç ne de dış mekanda maske takma zorunluluğu olan bir şehirde insanın iç içe toplanmasına izin vermek intihar gibi bir şeydi. zaten o tarihten bu yana da vaka rakamları bir türlü diğer yapamadığı şey ise, kendi oğluna sahip çıkamamak oldu. belediye başkanı’nın 15 on beş yaşındaki oğlu, üzerinde bir silah ve iki bıçakla bir bot eve girmeye teşebbüsten yakalandı. üstelik çocuk, bu silahı kendini yeşil olarak tanımlayan belediye başkanının çekmecesinden aldığını itiraf en özgürlükçü geçinen yeşil solunun kendi içinden, en bağnaz ve riyakar başkanı çıkartması kendi açımdan büyük bir hayal kırıklığı oldu. böylece kısacık bir sürede amsterdam artık insanların değil, kuralların özgür olduğu bir yere bahsettiğim uygulamalar aslında overtourism aşırı turizm çatısı altında değil de daha çok yasakçı zihniyet olarak değerlendirilebilir. çok uzun olması nedeniyle bu konuya değinmedim ancak ileride bu yasaklar, aşırılık yapan ingiliz turistler sebep gösterilerek şehir merkezinde alkol kullanımının yasaklanması, sonrasında ise belki yabancı karşıtlığı gibi birçok konuya sebebiyet verebilir. bu da hollanda gibi her zaman özgürlük vadeden bir ülkenin kendiyle çelişmesi anlamına gelir. bu yasakların türkiyemizde de nasıl başlayıp nerelere vardığını en çok biz acı bir şekilde yaşadık. hoşlarına gitmeyen bir şeyi yasaklamak en kolayı, ama onu daha sıkı denetimle iyileştirmek konusunda çaba harcamadıklarını görmek üzücü. biz siyasileri sorunlarımızı çözsünler diye seçiyoruz, yasaklar koysunlar diye değil. Amsterdam'da Mantar Yedikten Sonra Kafası Güzel Olan Gencin Kopartan Hikayesi Bu Mantar Başka Mantar Eğer Amsterdam a bir seyahat planlıyorsanız, mantar hakkında genel bilgi şart 😉 Yazıma konu olan Magic Mushroom yani Sihirli Mantar’ın ne olduğundan başlamalıyım. Amstredam’a has olan, yenildiği zaman kısa süreli hayal ve halüsilasyonların görülmesine neden olan bir mantar çeşidi. Eski dönemlerde insanlar Magic Mushroom yedikleri zaman sanat değeri yüksek soyut resimler yaparlarmış. Ancak şunuda belirtmeliyim ki Magic Mushroom artık Amsterdam da legal değil, çünkü bu mantarların dozajını ayarlamak mümkün değilmiş. Ancak yerine benzeri olarak geçen Magic Truffle öneriyorlar size, bu da yine benzer özelliklere sahip ancak kontrol altında üretilebilen, satılabilen ve ülkede legal bir yer-mantarı. Magic Mushroom, Sihirli Mantar.. Amsterdam’a giden herkese söylenir “Magic Mushroom” sihirli mantar yemeden gelme diye. Üniversite dönemimde, ben tez peşinde koştuğum için katılamamıştım ancak arkadaşlarım grupça Amstredam’a bir gezi yapmışlardı. Döndüklerinde anlattıkları hikayeler inanılır gibi değildi. Kahkahalarla onları dinliyorduk.. Anlatırlarken tekrar tekrar yaşıyorlardı. Bu seyahatte arkadaşlarımdan bir tanesi, Amsterdam’da şehir merkezine iner inmez “evlere bak çikolata gibi” diyor ve bu beynine kazınıyor. Mantar yedikten sonra bilinçaltında kalan bu yorum devreye giriyor ve evleri çikolata sanıp saldırıyor = Tam bir Hansel ve Gretel masalı gibi. 🙂 Arkadaşı zor kendine getirebilmişler… Bir diğer arkadaşım, kendi arkadaş grubunun yanından jet hızında fırlayıp koşmaya başlıyor , bu duruma şaşıran ekibin diğer üyeleri ,zor yakalamışlar ve nereye gittiğini sormuşlar. Her şey normal ve çok mutluyken birden bire kollarının devasal şekilde büyüdüğünü gördüğünü , iki kolununda 3 er metre uzadığını , insanlara çarpmamak için koşup kaçmaya çalıştığını anlatmıştı arkadaşımızda = Tabi biz bu seyahat deneyimlerini dinlerken çok eğlenmiştik . O zamanlar Amsterdam’ı yazmıştım kafamın köşesindeki gezilecek yerler listeme. Doğum Günü Hediyesi Amsterdam Seyahati Evlendikten sonra, eşimin bu sene ki doğum gününde bir türlü istediğim gibi bir hediye bulamamıştım. İstediği bir şey yoktu ancak ilk evlilik yılımızda kutlayacağımız ilk doğum günü olacaktı. Özel ve unutulmaz olmalıydı her ikimiz içinde. O akşam işten çıkıp doğum günü için yemeğe gidecektik. Birden plansızca girdim –skyscanner– sitesine ve 2 tane Amsterdam bileti aldım, çıktım. Sonrasında eşime biletleri hediye edince o da benim kadar heyecanlanmıştı. = Ve Amsterdam.. 20 gün sonra Amsterdam’daydık. = Gelmişken içimde kalan şu mantarları denemeden ayrılamazdım. Ama elimde gitmiyordu bir yandan korkuyordum başımıza ne gelir, ne olur diye. 3. Shop önünde kararımı verdim ve “deneyeceğim artık” dedim. Korktuğum için normalde 20 gramı bir kişi rahatça tüketebilirken, eşimle ben 20 gramı ikiye bölüp beraber yedik. Sonrasında hemen kaldığımız otel odasına çekildik ki herhangi bir şey olursa kontrolümüzü kaybetmeyelim diye, acil durumlar içinde ayılmayı hızlandıran portakal suyu ve çikolatamızda masanın üzerinde hazırdı. Baktık bize olan bir şey yok, 10’ar gram bir şey yapmadı deyip sokağa attık kendimizi. Mağazalara giriyoruz geziyoruz ve fazlasıyla normaliz. Girdiğimiz bir hediyelik eşya dükkanında, ışıklı aynalı dönen cama takılınca gözüm, anladım ki etkisi geliyor yavaştan mantarın. Dedim ki madem etkisi gelmeye başlıyor Vondelpark’a gidelim orda olsun ne olacaksa. Orası da cennet gibi, büyük bir gölün olduğu muhteşem bir doğal yaşam parkı.Burayı da gezmenizi ayrıca tavsiye ederim Yolda Michael Kors’a ve Hard Rock’a uğramışız hatırlamıyorum , odamız yakın diye birde odaya uğrayıp aldıklarımızı otele bırakmayı başarabilmişiz. “Jurassic Park” Sonra Vondelpark’a geldik. Sohbet ediyoruz gölün yanında, birden tepemizden bir şey geçti ve tiz bir kuş sesi çıkarttı, bir baktım Jurassic Park’tan kaçmış, dinozor neslinden gelmiş bir kuş… Eşimi dürtüp “gördüğümü görüyor musun?” demişim ama hatırlamıyorum, o da aynı şeyi görmüş ki çok net tasvir edebildi dişlerine kadar . Daha sonra eşim sürekli kafası gökyüzündeki kuşlarda, bende sürekli gülüyorum, en sonunda Hard Rock Cafe de kocaman bir tatlıyı tek başıma yediğimi hatırlıyorum ve ayılmışım = Bütün bu yorgunlukla odamıza geri döndüğümüzde , bir de ne görelim, oda alışveriş torbası dolu. Biz mantarın etkisiyle inanılmaz bir alışveriş yapmışız ama bilinçsizce… “Mantarın Cebe Zararı” Eşimle birbirimize baktık birbirimize ve “nasıl olur?” dedik, ikimizde hatırlamıyoruz. Sonrasında paketleri açıp bakıyoruz, baktıkça aldıklarımızı hatırlamaya başlıyoruz ama arada bariz boşluklar var, flashback gibi kareler geliyor gözümüzün önüne. Michael Kors’ta Gay bir satıcının eşime fazla yakınlık göstermesi ve onun bunu o anda anlayamaması vb. hatırlamadığımız boşluklar dolmaya başladıkça bizde deli gibi gülmeye başladık. En sonunda eşim “mantarın cebe zararının olabileceği asla aklıma gelmezdi” yorumunu yaptı. = Demek ki olabiliyormuş… Edindiğim tecrübeden anladıklarım Gerçek Magic Mushroom bulamazsınız zaten onu unutun. Magic Truffle’lar daha güvenli çünkü dozları ayarlanarak paketleniyor ve satıcıdan istediğinizde buzdolabından ufak bir kutu çıkarıyor size. Mantarla sokağa çıkmanın bir yan etkisi yok hatta çıkın daha çok eğlenirsiniz. Yanınıza bir miktar nakit alın ama kredi kartı asla. Sonra aldıklarınızdan çok pişman olabilirsiniz çünkü. Kullanım talimatına gelirsek, mantar yemenin kendine has bir raconu varmış. Mesela mide asla dolu olmayacak en son 2 saat önce yemek yenmiş olması lazımmış. Dolu mide ile yenir ise hem etkisi daha geç gelir hemde mide bulandırabilirmiş. Mantar öyle düşündüğünüz gibi 1 tane o annemizin soydukları, yemek yaptıkları gibi değil. Minik minik nohut tanesi gibiler ve gerçekten çirkin gözüküyorlar ama tatları salatalık gibi daha doğrusu acura benziyor tadı. Tadı çirkin olana denk gelirseniz bir bardak su yada elma suyundan yardım alabilirsiniz. Yaklaşık 6 farklı çeşidi var bu mantarların hepsinin etkisi birbirinden farklı. Mesela bizim denediğimizde etrafı parlak gösteriyordu hiç halüsinasyon görmedik diyebilirim dinozor dışında = Ama çok mutlu ve neşeliydik. Atıyorum Bad trib’e girdiniz çikolata veya portakal suyu ayılmanızı sağlıyor. Ama kötü tribe girmeniz için moralinizin fena bozuk olması gerekiyor ve o haldeyken mantar yememeniz konusunda zaten mağazadaki adam uyarıyor. Mantar güzel bir şey ama Amsterdam’da. “What happens in Amsterdam, stays in Amsterdam “ başlığı altında kalması gereken bir şey kesinlikle 😉 İyi Yolculuklar.. Giresun’un Çamoluk ilçesinde doğadan topladıkları mantardan yedikten sonra rahatsızlanan 14 kişi tedavi altına alındı. İlçenin Karadikmen köyünde 14 kişi doğada topladıkları mantarları yedikten sonra rahatsızlanmaları üzerine Alucra Devlet Hastanesine başvurdu. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından hastaların Giresun ve Trabzon’daki hastanelere sevk edildiği belirtildi. Giresun Valiliği’nden yapılan açıklamada ise, “Çamoluk ilçemizde yedikleri mantardan zehirlenen 14 vatandaşımız hastaneye kaldırılmış ve tedavileri devam etmektedir. Doğada yetişen mantarlar hususunda tüm vatandaşlarımızın son derece dikkatli olmalarını ve bilmedikleri mantarları kesinlikle tüketilmemelerini önemle hatırlatırız” denildi. uyarı mantar da dahil, uyuşturucu maddelerin tümünün türkiye'de kullanımı ve satışı yasa dışıdır. bu maddeler sağlığa merhaba. sizinle sabah saatlerinde başımdan geçen sürreal olayı paylaşmak istiyorum. hala tam olarak etkisinden çıkmış sayılmam ancak bu olayı detayları hafızamdan silinmeden bir yere not almam lazım. biliyorum, gidecek çünkü şu an bile kafa gidip geliyor…çok ayrıntıya girmeden anlatmak istiyorum ama hikayenin bütünlüğü açısından bazı detayları vermem gerekiyor. aslında her şey bana bir gece anlamsızca beylikdüzü’nden ev alma isteği gelmesi ile başladı. ekşi sözlük'e girdiğim nadir entry'leri düzenli olarak okuyan 7 kişinin bileceği üzere bir süredir amerika’da ikamet ediyorum. orada dolar kazanmanın ve yeni emlak kredilerinin verdiği finansal özgüven sayesinde bu çılgın projeye atıldım hem çankırı’da kirada oturan babamlara beylikdüzü’nde denize nazır güzel bir ev alacak, hem de bu bahaneyle türkiye’ye gelip yıllardır görmediğim arkadaşlarımla hasret giderecektim. plan mükemmeldi. bayram tatiliyle birlikte türkiye’ye geldim ve uygun ev bakma işlemlerine başladım. birkaç gün çankırı’da aile evinde kalıp bu sırada beylikdüzü’nde gezilecek evleri ayarladım. plan kusursuzdu, birkaç gün avcılar’da oturan lise brom aytaç’ın evinde kalacak, hem adamla hasret giderecek hem de evin yakınlığından istifade beylikdüzü’nde 3 farklı villa gezecektim. bayramın son günü çankırı’dan istanbul’a yola koyuldum. türkiye’den uzak kaldığım yıllar sadece istanbul’u değil aytaç’ı da çok değiştirmişti. lise yıllarında kişilik temellerini beyaz futbol, iddaa ve serenay sarıkaya etrafında kuran aytaç bol batik tişörtü, dövme dolu kolları ve bucket hat tarzıyla ben artık yeni biriyim diye bağırıyordu. ilk görüşte bu yeni tarzı yadırgasam da aytaç’ın farklı kimlik arayışında olmasını olumlu karşıladım. modern hippi olmak okul kantininde rasim ozan kütahyalı taklidi yapmaktan iyidir sonuçta…aytaç sağolsun motoruyla beni otogardan alıp avcilar’daki evine getirdi. evde ilk dikkatimi çeken şey salon duvarının tamamını kaplayan saykodelik poster oldu. bundan bir önceki odası fem dershane yurdu olan birinin salonunda uzay vadilerinde meditasyon yapan yeşil renkli çıplak bir adam görmek iddialı gelse de yine bu değişimi çok olumsuz karşılamadım. aytaç’la birkaç bira devirip gece 3’e kadar lise yıllarından sohbet ettik. hikayenin bu noktasında bugünün sabahına, kaotik olaylar dizisinin başına geliyoruz. önceden konuşup anlaştığım emlakçı mustafa bey ile saat 9’da beylikdüzü’ndeki ilk evde görüşmek üzere randevulaşmıştık. sabah, dün gece hafiften demlenmiş olmanın verdiği mahmurlukla saat 8 gibi uyandım. kahvaltı yapmaya vaktim yoktu, hızlıca ağzıma atabileceğim bir şey bulmak için aytaç’ın buzdolabını açtım. hayatımda gördüğüm en ilginç buzdolabına bakıyordum. dolabın içinde birkaç kutu süt, yumurta dört sürahi su ve yaklaşık 20 kalıp çikolata vardı. kim dolabında 20 kalıp çikolata saklar ki? şimdi çantaya atsam temmuz sıcağında 15 dakikaya yenilecek kıvama gelir diye düşünerek bir kalıbı yanıma aldım ve mustafa abiyle buluşmak üzere villaya doğru yola çıktım. mustafa abi villanın girişinde doblosunu park etmiş beni bekliyordu. 60’lı yaşlarda, samimi, babacan ve konuşkan bir adamdı. bir 10 dakika kadar kapıda sohbet ettik. amerika’da yaşadığımdan ve babamlar için ev baktığımdan bahsettim. kendisi babam olsa bu eve bayılacağını söyledi ve evi gezmeye başladık. ilk evi bir yarım saat kadar gezdikten sonra ikinci evi görmek üzere mustafa abi’nin doblosuna bindik. ön koltuğa oturduğumda, uyandığımdan beri bir şey yememiş olduğumu fark ettim ve çantamdaki çikolataya uzandım. gerçek hikaye burada afiyet birkaç kare çikolatayı mustafa abi direksiyona geçerken yemeye başladım. tabii ki mustafa abiye de çikolatadan ikram ettim. mustafa abi kibarlık yapıp bir kare almaya çalıştı. ”al abi çekinme erir kalırsa” diyerek mustafa abiyi gaza getirdim. iki kişi koca kalıp çikolatayı mideye indirdik ve ikinci eve doğru yola çıktık. evet, başlıktan da anlayacağınız ve benim sonradan öğrendiğim üzere bu şerefsiz aytaç meğer evinde halüsinojen mantar yetiştiriyormuş. kimse duruma uyanmasın diye de önce çikolatayı eritiyor, sonra mantarla karıştırıp çikolatayı kalıp şeklinde dondurup tekrar paketliyormuş. şerefsiz aytaç madem böyle bir bok yiyorsun en azından evine gelen misafiri uyar. neyse, sizin anlayacağınız aytaç şerefsizi yüzünden mustafa abi ile uzun bir yolculuğa çıkacaktık…ikinci eve varmamız e-5 trafiğiyle birlikte yaklaşık yarım saat sürdü. yol boyunca her şey normaldi, ancak eve vardığımızda bir şeylerin ters gittiğini anlamaya başladım. evi gezmeye bahçesinden başladık, ancak attığım her adımda sanki yer ayağımdan kayıyor gibiydi. daha önce mantar ve benzeri uyarıcı maddelerle deneyimim olduğu için çok geçmeden noktaları birleştirdim ve yaşadığım şeyin bir uyarıcı madde kafası olduğunu anladım. sorun mustafa abiydi. hadi ben bir şekilde bu olaydan sıyrılırdım fakat mustafa abi ne yapacaktı? adam duruma uyansa beni dövmekten beter edebilirdi. daha kötüsü 60 yaşında adam, panik atak, kalp krizi falan geçirse suçlusu tamamen benim. beylükdüzü’nde ev bakıcam diye kendimi ters kelepçe bir polis arabasının arka koltuğunda bulabilirdim. paranoyak bir şekilde başıma gelebilecekleri düşünürken kafam iyice daha iyi oluyor, içinde bulunduğumuz gerçeklikten tamamen kopuyordum. durumun stresi ve temmuz sıcağının etkisiyle kan ter içinde kaldım. yalandan evi geziyorduk ancak evle ilgi hiçbir şeye dikkat etmiyordum. bahçe çitlerinden atlayıp denize doğru kaçmayı dahi düşündüm ancak mustafa abiyi de yalnız bırakamazdım. bir şekilde bu işin içinden çıkacaktık. mustafa abiye tuvaletin yerini sordum. en azından tuvalette birkaç dakika yalnız kalıp bir acil durum planı yapmam gerekiyordu. sanırım bir yarım saat kadar tuvalette kaldım. en azından bana öyle geldi. tuvaletten çıktığımda mustafa abiyi salon koltuğuna yığılmış, kapalı televizyona kitlenmiş şekilde buldum. o an anladım ki mustafa abinin kafası da benden farksızdı. bu boku beraber yemiştik, bu yolculuğu beraber bitirecektik. mustafa abinin yanına oturdum. adama mantıklı bir şeyler söyleyip durumu düzeltmek istesem de kafam neyin mantıklı neyin mantıksız olduğunu ayırabilecek durumda değildi. terden sırılsıklam olmuştum. ağzımdan şu cümleler döküldü“abi ben akışıyorum”“ne?”“kolum abi… akışkan…”“ter gibi mi böyle damla mı akıyo”“yok abi komple akıyorum ben” yemin ediyorum o an vücudumun yavaş yavaş eridiğini ve sıvı forma geçiş yaptığımı hissediyordum. mustafa abi de benzer hisleri yaşıyor olacak ki, hemen villanın klimasını açtı. mustafa abinin klimanın tuşuna basması ile salonun buz kesmesi bir oldu. o an aklımdan yalnızca şu geçiyor “yav ben zaten sıvı haldeyim klima soğuğu yersem buz keserim. benim donmadan bir an önce katı forma dönüş yapmam lazım.” burda mecazi bir buz kesmekten bahsetmiyorum. o an için gerçekten bedenimin bir buz parçasına dönüşeceğini düşünüyordum. belki mustafa abi derdimden anlar diye ona döndüm ki ne göreyim, mustafa abi yere yatmış yanağını salonun parkesine yapıştırıyor. “abi napıyosun?”“oğlum kayıyoruz lan yere gel çabuk düşecen” “sıcak mı abi benim erimem lazım?” “gel toprak ısıtır”mustafa abiyle problemlerimiz ortak olmasa da çözümümüz aynıydı. o dünyanın sınırından uzay boşluğuna düşmemek için, ben ise buz kesmiş bedenimi dünyanın ısı merkezine daha yakın tutabilmek için yere yattım. sanırım bir 15-20 dakika boyunca mustafa abiyle yerde kafalarımız birbirine değecek şekilde uzandık. evet gerçekten sadece bir saat önce tanıştığım bir emlakçıyla, yabancı bir evin cilalı parkeleri üzerinde romantik dakikalar yaşıyorduk. o an benim için dünya üzerinde sadece mustafa abi vardı. başka insanların varlığını, nerde olduğumu, hatta kim olduğumu tamamen unutmuştum. ömrümün geri kalanını mustafa abiyle bu evde geçirecekmişim gibi hissediyordum. tek gerçekliğim emlakçı mustafa olmuştu…yemiş bulunduğumuz mantarın kafası belirli aralıklarla gidip geliyordu. ikimiz de bir anda içinde bulunduğumuz durumun saçmalığını fark ettik. yahu ben neden tanımadığım bir adamla bir evin salonunda yatıyordum? hemen yattığım yerden kalktım ve yalandan evi gezmeye devam etmeye çalıştım. evi satın almak, beylikdüzü, hatta babamlar bile hiç umrumda değildi artık. bir an önce mustafa abiden ve içinde bulunduğum garip durumdan kaçmak istiyordum. en azından ben bu yaşadıklarımızın sebebini biliyordum. mustafa abinin aklından geçenleri düşünmek bile istemiyordum. yaşananlara anlam verememesi yüzünden okunuyordu. kim bilir, belki de hayatı boyunca deneyimlemediği duyguları deneyimliyor, varlığını, benliğini ve 60 yıl boyunca oluşturduğu kimliğini sorguluyordu. “abi” dedim “gel biz iyi değiliz başımıza güneş geçti heralde. gel bahçede gölge bir yer bulalım biraz temiz hava alıp oturalım.” mustafa abi başını onaylarcasına salladı ancak ağzından tek kelime çıkmadı. adamcağız öyle sarsılmış olacak ki hala ne diyeceğini, neyin içine düştüğünü anlamaya çalışıyordu. mustafa abiyle havuz başında gölge bir koltuğa oturduk. bir süre gökyüzünü ve bahçedeki ağaçları izledik. dışarı çıkıp temiz hava almak mustafa abiye iyi gelmiş olacak ki tekrar sohbet etmeye başladık. “allah!“ dedi mustafa abi… “şu kurban olduğum yaradana bak hele… şu kuşların renklerine bak.”“evet abi inanılmaz gerçekten” “bunu görüp de ateist olmak. ne bileyim gardaş. şu renklere bak hele şu kanatlara bak. yav bu tesadüf mü şimdi bu insanlarda gerçekten kafa yok. şu papatyaya bak şu papatyaya. nasıl açıyor güneşi gördü mü şimdi bunun dilinden anlasan konuşur da senle.”yediği mantarlar mustafa abiyi bir hidayet yolculuğuna çıkarmıştı. söylediklerine hak vermemek de elde değildi. en basit ağacın yaprakları bile adeta parlıyordu. dünyaya fosforlu bir lensle bakıyor gibiydik. kelebekler, kuşlar, bulutlar, masmavi deniz ve ufukta yük boşaltma sırası bekleyen onlarca gemi… inanılmaz bir manzara izliyorduk. “abi” dedim. “ben senin inandığın allah’a inanmam. şöyle düşün, bu ağaçlar, böcekler, papatyalar hatta şu uzaktaki metal gemiler ve biz. geçmişte bir noktada hepimiz birdik. şu an çok farklıyız, ama milyonlarca yıl önce hepimiz aynıydık. sen mustafa’ya evrildin, o ise bir papatyaya. bir noktada değiştik, farklılaştık… düşün mustafa abi, bundan milyarlarca yıl önce hepimiz tek bir toz tanesiydik belki de. sen de, ben de o papatya da. milyarlarca yıl, milyarlarca engel, yaşamda kalma savaşı… evrildik… belki bir parçamız öldü, belki bir parçamız dirildi… yıllarca evrildik, yarattık. toz tanesiydik suda hücre olduk. milyarlarca yıl daha geçti üzerinden belki sen bir balık oldun ben bir kuş. evrilmeye devam ettik… her geçen yıl daha geliştik, her geçen yıl daha da ilerledik. şimdi sen mustafa abisin, ben hotline bing. gelişmeye, ilerlemeye devam edicez mustafa abi. sonsuza kadar… önümüz de sonsuz, arkamız da. allah, yaratıcı arıyorsun ya mustafa abi. o allah sensin aslında. hani diyorsun ya tesadüf olamaz. tesadüf değil, sen yarattın mustafa abi. milyarlarca yıl boyunca sen geliştin. senin içindeki bir şey, o toz tanesini, yani kendisini, mustafa abi yaptı. neden yaratanı dışarda arıyorsun güzel abicim? yaratan neyse o senin içinde. kendini bu kadar değersiz görme. bunları allah, peygamber, isa, mesih değil sen yaptın güzel abicim. trilyonlarca yıl, trilyonlarca engel karşısında direndin, evrildin ve buraya geldin. sen ölünce de durmayacaksın, evrilmeye devam edeceksin. o toz tanesinden bir parça hala içinde, ve sonsuza kadar içinde olmaya devam edecek. belki dünya donacak, güneş sönecek… ama o toz tanesi kaybolmayacak mustafa abi. evrilmeye, gelişmeye ve en önemlisi yaşamaya devam edecek. sen o kuşun renklerine bakınca allah’ın büyüklüğüne şükran duyuyorsun ya güzel abicim, ben kendimle gurur duyuyorum. çünkü o da benim bir parçam. belki de daha güzel bir parçam hatta… benden çok daha ilerde. kendine değer ver güzel abim, kudreti başkasında arama. gel şurada oturup bizim olanın güzelliğini seyredelim. bunların hepsi biziz, bunlar bizim güzelliğimiz.”mustafa abi’ye döndüm. gözlerimin içine, hayatımda kimsenin bana bakmadığı kadar derin bir ilgiyle bakıyordu. konuşmadı. ben de başka bir şey söylemedim. orada öylece oturduk, belki bir saat kuşları, papatyaları, gökyüzünü izledik. deniz kokusunu içimize çektik. evi almadım, mustafa abi’yle gezeceğimiz diğer iki evi de gezmedik. ikimiz de daha önce hiç açılmadığımız ufuklara açılmıştık. seni seviyorum mustafa abi. umarım bunu okur, sana bilmeden mantar yedirdiğim için beni affedersin. günah yazmaz, yazarsa da benim boynuma. hala inanıyorsan tabii… Amsterdam'da Mantar Yedikten Sonra Kafası Güzel Olan Gencin Kopartan Hikayesi 1846 Son Güncelleme 1846 TAKİP ET Çorum'da araziden topladıkları mantarları yedikten sonra rahatsızlanan 6 kişi hastanede tedavi altına alındı. Alınan bilgiye göre, Düvenci beldesi ile il merkezine bağlı köy ve mahallelerde yaşayan ve doğadan topladıkları mantarları yedikten bir süre sonra rahatsızlandı. Karın ağrısı, bulantı ve kusma şikayetleriyle Hitit Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran bu kişilerin yoğun bakım servisinde tedavileri devam ediyor. AA

amsterdam da mantar yedikten sonra