PEr3. Sürüngenler Reptilia, amfibilerle kuşlar arasında yer alan bir omurgalı grubudur. Kara hayatına uyum sağlamışlardır. Derileri kuru ve derilerinde salgı bezi yok denecek kadar azdır. Derilerinin üzeri keratin tabakası ile örtülüdür. Keratin tabaka vücudun değişik yerlerinde pul ve plaklar halinde yapılar oluşturur. Bu tabaka zaman zaman atılarak bir kısmı 4 bacaklı, bir kısmı da bacaksızdır. Bacaklı olanlarda bile vücut yere değecek kadar alçaktır. Sürüngenlerin büyük bir kısmı karada, bazıları da suda yaşarlar. Ancak suda yaşayanlar da akciğerleri ile solunum genellikle çiftleşme organı bulunur. Tuatara hariç Bu nedenle de döllenme içte gerçekleşir. Çoğu yumurta bırakır. Yumurtalar dayanıklı elastiki kabuklu yahut kuş yumurtası gibi kolayca kırılabılir tiptedir. Bazı sürüngen türleri canli doğurur, ancak memelilerde olduğu gibi yavru anasına bir bağ ile bağlı değildir gelişmelerinde de bir larva devresi bulunmaz. Yumurtadan çıkan yavrular minyatür erginlere genellikle diğer hayvanları avlayarak beslenirlerse de, bazı kara kaplumbağaları ile bazı kertenkele türlerinin esas besinlerini bitkisel maddeler teşkil ÇEVRE İLE OLAN İLİŞKİLERİDoğada sürüngenlerin de düşmanları vardır. Bunlar yırtıcı kuşlar ve bazı memeli hayvan türleridir. Daha sonra açıklanacağı üzere günümüzde sürüngenlerin en büyük düşmanı içinde bazı yılan türleri ile sadece iki tür kertenkele Heloderma horidum, Heloderma suspectum zehirlidir. Kertenkelelerden zehirli olan Heloderma türleri sadece Orta Amerika’da yaşar. Dolayısıyla Türkiye’de yaşayan hiçbir kertenkele türü, zehirli ülkemizdeki yılanlardan bir kısmı zehirlidir. Zehirli yılan türleri Türkiye’deki yılan türlerinin yaklaşık %23’ni teşkil eder. Buna rağmen tüm yılanlardan korkulur ve görüldükleri yerlerde de öldürülürler. Yine Türkiye’de, yılan görünüşünde bacaksız kertenkele çeşitleri de örneğin Ophisaurus apodus, Anguis fragilis yılan sanılarak türleri daha çok sıcak bölgelerde bulunurlar. Soğuk bölgelere gidildikçe tür sayıları azalır. Yine deniz seviyesinden yukarılara çıkıldıkça, buralardaki sürüngenlerin tür sayıları da ortamlara uyum sağlamış sürüngen türlerinden bazıları ağaçlarda, bazıları da suda insanlarla olan ilişkileri diger hayvan gruplarından biraz farklıdır. Çünkü daha önce de değinildiği gibi, bazı yılan türleri zehirli olduğundan insanların Çoğu yılanlardan korkarlar. Bu korku sonucunda da sadece %23’ü zehirli olan bütün yılanları gördükleri yerlerde öldürürler. Böylece yılan populasyonlarına büyük zarar vererek doğal dengenin bozulmasına sebep olmaktadırlar. İnsan aktiviteleri sonucunda sürüngenlerin yaşadıkları ortamlar kirletilmekte, daraltılmakta veya ortadan kaldırılmaktadır. Dolayısıyla sürüngenlere de en çok zarar veren canlı grubu insanlardır. Ayrıca yine insanlar bazı sürüngenlerin derilerini ayakkabı, çanta eşya yapımında kullandıklarından, bu türleri insafsızca ve plansız olarak avlamaktadırlar. Bilinçsiz avlama sonucunda da bazı türlerin nesilleri yok olacak kadar eski jeolojik devirlerde Mesozoik çok gelişip çeşitlenerek Dünyaya hakim olmuşlardır. Ancak daha sonra azalmışlar ve günümüze de küçük bir grubu gelebilmiştir. Bundan dolayı da diğer hayvan gruplarına göre sayıları belirgin şekilde daha ve SÜRÜNGENLERTürkiye’de yaşayan sürüngen kaplumbağa, kertenkele, yılan türlerinin çok büyük bir kısmı zehirsizdir. Yılan türlerinden iki tür; Malpolon monspessulanus Çukurbaşlı Yılan ve Telescopus fallax Kedigözlü Yılan bir çift olan büyük zehir dişlerinin üst çenenin gerisinde olması nedeni ile ince vücut kısımlarını parmak ısırmadığı sürece zararsızdır. Bu türler daha çok fare küçük memeli hayvanları zehirleyip, tüketerek ziraata ve çevre sağlığına katkıda bulunurlar. Diğer sürüngen türleri de tarım zararlısı bir çok böcek, sivrisinek larvası ve küçük memeli Tarla Faresi, Sıçan türlerini besin olarak tüketmek suretiyle, biyolojik mücadelede önemli bir yere çevrelerinin kimyasal kirlenmesi sonucu sucul kaplumbağa topluluklarının azalması ile orantılı olarak, aynı ortamda yaşayan çeşitli zararlı böcek ve larvaların sayısı artmaktadır ki, bunları yok etmek için oldukça pahalıya mal olan önlemlerin alınması gerekmektedir. Yine aynı şekilde kertenkele ve yılan türlerinin,tanınmamaktan kaynaklanan korku neticesinde bilinçsiz bir şekilde yok edilmesi, önceden de bahsedildiği gibi bir çok hastalık taşıyan sıçan ile tarım zararlısı fare ve böcek türlerinin ortamda sayıca artmalarına yol açmakta ve bunlarla mücadelenin gereği, ekonomik kaybın hiç de küçümsenemeyecek düzeyde olduğu bilinmektedir. Unutulmaması gereken bir konu da sürüngen türleri, insanlar ile ortak besin kaynaklarını paylaşmamakta ve özellikle kertenkele ve yılanlar kendisine zarar verilmediği veya ürkütülmediği zamanlarda insanlara hiçbir zararı kırsal kesimde yaşayan kişilerin nadiren de olsa karşılaşabileceği varsayılan Koca Engereğin Vipera lebetina zehir dişlerinin üst çenenin ön kısmında olması ve bu yüzden kolay ısırabilmesi nedeni ile insanlar dahil, küçük ve büyük baş memeli hayvanlar için tehlikeli yılan türlerinin bulunması ve zehirli veya zehirsiz bir yılan tarafından ısırılma ihtimali karşısında yapılması gerekenler ve alınacak önlemler yılanlar bölümünün zehirler kısmında belirtilmiştir.
Yunusun kalbi kaç odacıklı? Kalplerinde iki kulakçık iki karıncık olmak üzere 4 odacık bulunurmuş. Memelilerin kalbi kaç odalı? Omurgalılarda kalp Kapalı bir dolaşım sistemi olmasına rağmen sadece iki odası vardır. Yılanların kalbi kaç odacıklı? memelilerin aksine 3 odacıklıdır. sanıyorsam karıncık tektir ve atar ve toplar damarlardan gelen kirli kan bir arada olduğu için bu hayvancıklar soğukkanlıdırlar. Kuşların kalbi kac bölümden oluşur? 4- İskelet tam anlamıyla kemikleşmiştir. Kafatası yalnız bir kondil ile omurgaya bağlanır. 5- Kalpleri 4 gözlüdür. Timsah kalbi kaç odalı? Timsahlarda ise dört odacıklı bir yapı mevcut. Kirli kan temizlenmek üzere sağ karıncık yoluyla akciğerlere, temiz kan ise sol karıncıktan vücutlarına pompalanıyor. Iki odacıklı kalp hangi canlılarda bulunur? Balıklarda kalp 2 odacıklıdır ve vücutlarında kirli kan dolaşır. Kurbağalarda kalp 3 odacıklıdır ve vücutlarında kirli kan dolaşır. Sürüngenlerde kalp 3 odacıklıdır ve kalp karıncığında yarım perde vardır. Timsahlarda perde tamdır, kirli ve temiz kan panizza adı verilen bir kanalda karışır. Sürüngen memeliler nelerdir? Sürüngenler Latince Reptilia, omurgalı hayvanlar aleminin yumurtlayarak çoğalan büyük bir sınıfı. Yılanlar, kertenkeleler, kaplumbağalar, timsahlar ve tuatara takımlarından meydana gelir. Memelilerin ortak özelliği nedir? Vücut yüzeyleri deri ile kaplı olan memeli hayvanların iskelet yapıları sert ve kemikleşmiş bir yapıdır. Boşaltım ihtiyaçlarını böbrekleri sayesinde giderirler. Dolaşım sistemleri kalp, kan ve damarlardan meydana gelir. Ayrıca kan dolaşım sistemleri vardır. Yılanın kaç tane kalbi var? Yılanların üç odacıklı kalbi vardır. Kuşlarda hangi organlar var? İç organlar Hava delikleri. Göğüs hava torbacıkları Yemek borusu. Kursak Taşlık Bezli mide. Kalp. Çiğneme midesi. Ciğer. Kuşlarda dişlerin görevini hangi organ yapar? Öte yandan yiyeceklerini gagaları yardımıyla parçalayan kuşların asıl diş görevini ise taşlık denen bölgeleri görüyor. Taşlık, kuşların yedikleri besinleri parçalaması sebebiyle de bir nevi diş yerine geçiyor. Timsah kalbi kaç odacıklı? Kalp çıkışında aort uçlarının birleşmesiyle temiz ve kirli kan birbirine karışarak vücudu dolaşmaya başlar. Kalbi dört odacıklı olan timsahın soğukkanlı bir canlı olmasının nedeni de budur. Kuş ve Memelilerde dolaşım sistemi Kuş ve memelilerin kalpleri, iki kulakçık ve iki karıncık olmak üzere dört odacıklıdır. Timsahlar suya daha iyi dalmak için ne yaparlar? Timsahlar daha derine batabilmek için taş yutarlar. Arteriyel dolaşım nedir? Arteryel sistem kalpten çıkan kanın dokulara iletilmesini sağlayan damar sistemidir. Arter duvarı içten dışa İntima, Media ve Adventisya denilen üç tabakadan oluşur. İntima tabakası damar içinde düzgün bir yüzey oluşturan endotelyumdan oluşur. Orta tabaka olan Media ise bağ dokusu ve düz kas dokusundan oluşur. Sürüngen hayvanlar hangileri? Sürüngenler Latince Reptilia, omurgalı hayvanlar aleminin yumurtlayarak çoğalan büyük bir sınıfı. Yılanlar, kertenkeleler, kaplumbağalar, timsahlar ve tuatara takımlarından meydana gelir.
Evrim teorisine göre hayat suda evrimleştikten sonra amfibilerle karaya taşınmıştır. Amfibilerin bir kısmı da yine teoriye göre sürüngenlere dönüşüp tam bir kara hayvanı haline gelmiştir. Böyle bir dönüşümün fizyolojik ve anatomik yönden imkansız olduğunu, örneğin su içinde gelişen amfibi yumurtasının, kuru ortamda gelişen sürüngen yumurtasına evrimleşmesinin mümkün olmadığını gösteren çok sayıda delil vardır. Fosillere baktığımızda ise, zaten böyle bir dönüşümün yaşanmadığını görürüz Evrimci iddiaların aksine, sürüngenler, amfibiler ile aralarında hiçbir ilişki olmadan, hiçbir “ataları” bulunmadan yeryüzüne çıkmış canlılardır. Ancak evrim masalının imkansız senaryoları bununla da bitmez. Bir de karaya çıkmış olan bu canlıları “uçurmak” gerekmektedir! Evrimciler, kuşların bir şekilde evrimleşmiş olmaları gerektiğine inandıkları için, bu canlıların sürüngenlerden geldiklerini iddia ederler. Oysa, kara canlılarından tamamen farklı bir yapıya sahip olan kuşların hiçbir vücut mekanizması kademeli evrim modeli ile açıklanamaz. Her şeyden önce kuşu kuş yapan en önemli özellik, yani kanatlar, evrim için büyük bir çıkmazdır. Türk evrimcilerden Engin Korur, kanatların evrimleşmesinin imkansızlığını şöyle itiraf eder Gözlerin ve kanatların ortak özelliği ancak bütünüyle gelişmiş bulundukları takdirde vazifelerini yerine getirebilmeleridir. Başka bir deyişle, eksik gözle görülmez, yarım kanatla uçulmaz. Bu organların nasıl oluştuğu doğanın henüz iyi aydınlanmamış sırlarından birisi olarak Kuşlara Özel Akciğer Kuşlar, sözde ataları olarak gösterilmeye çalışılan sürüngenlerden çok farklı bir anatomiye sahiptirler. Kuş akciğerleri, kara canlılarının akciğerlerine tamamen ters biçimde işler. Kara canlıları havayı aynı nefes borusundan alır ve verirler. Kuşlarda ise hava, akciğere ön taraftan girerken arka taraftan dışarı verilir. Uçuş sırasında yüksek miktarda oksijene ihtiyaç duyan kuşlar için Allah böyle özel bir sistem yaratmıştır. Bu yapının sürüngen akciğerinden evrimleşerek ortaya çıkması ise imkansızdır, çünkü iki farklı akciğer yapısı arasındaki “ara” bir yapıyla nefes alınamaz. A. Omurgalı Akciğeri Alveol Bronşlar B. Kuş Akciğeri Giriş Çıkış Parabronşlar Görüldüğü gibi, kanatların bu kusursuz yapısının nasıl olup da birbirini izleyen tesadüfi mutasyonlar sonucunda meydana geldiği sorusu tümüyle cevapsızdır. Bir sürüngenin ön ayaklarının, genlerinde meydana gelen bir bozulma mutasyon sonucunda nasıl kusursuz bir kanada dönüşeceği asla açıklanamamaktadır. Ayrıca, bir kara canlısının kuşlara dönüşebilmesi için sadece kanatlarının olması da yeterli değildir. Kara canlısı, kuşların uçmak için kullandıkları diğer birçok yapısal mekanizmadan yoksundur. Örneğin, kuşların kemikleri kara canlılarına göre çok daha hafiftir. Akciğerleri çok daha farklı bir yapı ve işleve sahiptir. Değişik bir kas ve iskelet yapısına sahiptirler ve çok daha özelleşmiş bir kalp-dolaşım sistemleri vardır. Bu mekanizmalar, yavaş yavaş, “birikerek” oluşamazlar. Kara canlılarının kuşlara dönüştüğü teorisi bu nedenle tamamen bir safsatadır. Bunların ardından bir soru daha akla gelir Tüm bu bilim dışı hikayeyi doğru saysak bile, bu hikayeyi doğrulaması gereken çok sayıda “tek kanatlı”, “yarım kanatlı” fosil neden bir türlü bulunamamaktadır? Bunun cevabı açıktır Canlılar evrimleşerek meydana gelmemişlerdir. Bir türün diğerine “dönüşümü” gibi bir şey söz konusu olmadığı için de, yarı-sürüngen yarı-kuş canlılar hiçbir zaman var olmamıştır. Canlılar, şu an oldukları halleri ile bir anda, mükemmel sistemleriyle yaratılmışlardır. Fosil kayıtlarının ve diğer bütün bilim dallarının bize gösterdiği gerçek budur. Evrimin Açıklayamadığı Yapı Kuş Tüyleri Kuşların sürüngenlerden evrimleştiğini iddia eden evrim teorisi, bu iki ayrı canlı sınıfı arasındaki dev farkları asla açıklayamamaktadır. Kuşlar; içi boş hafif kemiklerden oluşan iskelet yapıları, kendilerine özgü akciğer sistemleri, sıcakkanlı metabolizmaları gibi özellikleriyle sürüngenlerden çok farklıdırlar. Kuşlarla sürüngenlerin arasına aşılmaz bir uçurum koyan bir başka özellik ise, tamamen kuşlara has bir yapı olan tüylerdir. Sürüngenlerin vücutları pullarla, kuşların vücutları ise tüylerle kaplıdır. Evrimciler sürüngenleri kuşların atası saydıkları için, ister istemez kuş tüylerinin de sürüngen pullarından evrimleştiğini öne sürmek zorunda kalırlar. Oysa pullar ile tüyler arasında hiçbir benzerlik yoktur. Connecticut Üniversitesi’nde fizyoloji ve nörobiyoloji profesörü olan A. H. Brush, bir evrimci olmasına rağmen, “tüyler ve pullar… genetik yapılarından gelişimlerine, morfolojilerinden doku organizasyonlarına kadar her şeyde birbirlerinden farklıdırlar” diyerek bu gerçeği kabul Dahası, Prof. Brush’a göre “kuş tüylerinin protein yapısı da diğer omurgalıların hiçbirinde görülmeyen, tümüyle özgün” bir Bunun yanı sıra, kuş tüylerinin sürüngen pullarından evrimleştiklerini gösterebilecek hiçbir fosil delili de yoktur. Aksine, Prof. Brush’ın ifadesiyle, “tüyler fosil kayıtlarında sadece kuşlara has bir özellik olarak bir anda belirirler”.3 Sürüngenlerde kuş tüylerine köken oluşturabilecek “hiçbir epidermal üst deriye ait yapı ise belirlenememiştir”.4 1996 yılında büyük bir medya propagandası ile gündeme getirilen “Çin’de bulunan tüylü dinozor fosilleri” hikayesinin tümüyle gerçek dışı olduğu, sözü edilen Sinosauropteryx fosilinin gerçekte kuş tüyüne benzer hiçbir yapıya sahip olmadığı ise 1997 yılında yapılan incelemelerle Öte yandan, kuş tüylerinde hiçbir sözde evrimsel süreçle açıklanamayacak kadar kompleks bir yapı vardır. Ünlü kuşbilimci Alan Feduccia, “tüylerin her özelliği aerodinamik fonksiyona sahiptir. Hafiftirler, kaldırma kuvvetleri vardır ve kolaylıkla eski biçimlerine dönebilirler” der. Feduccia, evrim teorisinin çaresizliğini ise şöyle kabul eder “Uçmak için böylesine tasarlanmış bir organın, nasıl olup da ilk başta başka bir amaca yönelik olarak ortaya çıktığını anlayamıyorum.”6 Tüylerdeki bu düzen, Charles Darwin’i de çok düşündürmüş, hatta tavuskuşu tüylerindeki mükemmel estetik kendi ifadesiyle Darwin’i “hasta etmiş”tir. Darwin, arkadaşı Asa Gray’e yazdığı 3 Nisan 1860 tarihli mektupta, “…doğadaki bazı belirgin yapılar beni çok fazla rahatsız ediyor. Örneğin, bir tavuskuşunun tüylerini görmek, beni neredeyse hasta ediyor” Kaynak A. H. Brush, “On the Origin of Feathers”, Journal of Evolutionary Biology, Vol. 9, 1996. s. 132 A. H. Brush, “On the Origin of Feathers”, s. 131 A. H. Brush, “On the Origin of Feathers”, s. 133 A. H. Brush, “On the Origin of Feathers”, s. 131 “Plucking the Feathered Dinosaur”, Science, Cilt 278, 14 Kasım 1997, s. 1229 Douglas Palmer, “Learning to Fly”, Review of The Origin of and Evolution of Birds by Alan Feduccia, Yale University Press, 1996, New Scientist, Cilt 153, 1 Mart 1997, s. 44 Norman Macbeth, Darwin Retried An Appeal to Reason. Boston Gambit, 1971, s. 101 Kuş tüyleri detaylı olarak incelendiğinde, birbirine özel kancalarla tutunan binlerce küçük tüycük ortaya çıkar. Bu eşsiz yaratılış, çok üstün bir aerodinamik özellik oluşturmaktadır. Hayali Ara Form Archæopteryx kelebekçiçek SAHTE Evrimciler, Velociraptor veya Dromeosaur ismi verilen küçük yapılı dinozorların bir kısmının, evrim geçirerek kanatlandıklarını ve uçmaya başladıklarını iddia ederler. Archæopteryx’in, sözde dinozor atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya başlayan ilk canlı olduğunu öne sürerler. Archæopteryx’in mükemmel uçucu bir kuş olduğunun kanıtlanmasına rağmen hala bu iddiayı sürdürenler vardır. Evrimciler, “tek kanatlı veya yarım kanatlı fosillerin neden bulunamadığı” sorusu karşısında özellikle bir canlıdan söz ederler. Bu, hala ısrarla savundukları az sayıdaki ara geçiş formu iddialarından en bilineni olan Archæopteryxisimli fosil kuştur. Evrimcilere göre günümüz kuşlarının sözde atası olan Archæopteryx, 150 milyon yıl önce yaşamıştı. Teoriye göre Velociraptor veya Dromeosaur ismi verilen küçük yapılı dinozorların bir kısmı, evrim geçirerek kanatlanmışlar ve uçmaya başlamışlardı. Archæopteryx, dinozor atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya başlayan ilk canlıydı. Hemen her evrimci yayında anlatılan hikaye, işte buydu. Oysa Archæopteryxin fosilleri üzerinde yapılan son incelemeler, bu canlının kesinlikle bir ara geçiş formu olmadığını, sadece günümüz kuşlarından biraz daha farklı özelliklere sahip, soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunu göstermektedir. Archæopteryxin iyi uçamayan bir “yarı-kuş” olduğu tezi yakın zamana kadar evrimci çevrelerde çok daha fazla sıklıkla dile getirilmekteydi. Bu canlının “sternum”unun yani göğüs kemiğinin olmaması canlının uçamayacağının en önemli kanıtı gibi gösterilmekteydi. Göğüs kemiği, uçmak için gerekli olan kasların tutunduğu göğüs kafesinin altında bulunan bir kemiktir. Günümüzde uçabilen veya uçamayan tüm kuşlarda, hatta kuşlardan çok ayrı bir familyaya ait olan uçabilen memeli yarasalarda bile bu göğüs kemiği vardır. Ancak 1992 yılında bulunan yedinci Archæopteryx fosili evrimci çevreler arasında çok büyük şaşkınlık uyandırdı. Zira bu son bulunan Archæopteryx fosilinde evrimcilerin çok uzun zamandır “yok saydıkları” göğüs kemiği vardı. Nature dergisinde bu fosil şöyle anlatılıyordu Son bulunan yedinci Archæopteryx fosili, uzun zamandır varlığından şüphe edilen, ama hiçbir zaman ispatlanamayan bir dikdörtgensel göğüs kemiğinin varlığına işaret ediyor. Bu canlının uzun mesafelerde uçuş yeteneği hala spekülasyona dayalı, ama göğüs kemiğinin varlığı güçlü uçuş kaslarının olduğunu Bu bulgu, Archæopteryxin tam uçamayan bir yarı-kuş olduğu yönündeki iddiaların en temel dayanağını geçersiz kıldı. Öte yandan, Archæopteryxin gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısı oldu. Archæopteryxin günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini gösteriyordu. Ünlü paleontolog Carl O. Dunbar’ın belirttiği gibi, “tüylerinden dolayı bu yaratık tam bir kuş özelliği gösteriyordu.”58 Archæopteryxin tüylerinin ortaya çıkardığı bir başka gerçek, bu canlının sıcakkanlı oluşuydu. Bilindiği gibi sürüngenler ve dinozorlar soğukkanlı, yani vücut ısılarını kendileri üretmeyen, çevrenin vücut ısılarını etkilediği canlılardır. Kuşlarda bulunan tüylerin en önemli fonksiyonlarından bir tanesi ise, vücut ısısını korumalarıdır. Archæopteryxin tüylü olması, bunun dinozorların aksine sıcakkanlı, yani vücut ısısını koruması gereken gerçek bir kuş olduğunu gösteriyordu. Temsili resimde, kanatlarında pençeleri ve gagasında dişleri olan Archæopteryx görülüyor. Uçma yeteneğine sahip pençeli ve dişli kuşların bulunması, evrimcilerin Archæopteryx iddialarını çürütmüştür. Evrimcilerin, Archæopteryxin Dişleri ve Pençeleri Hakkındaki Yanılgıları Evrimcilerin, Archæopteryxi ara geçiş formu olarak gösterirken dayandıkları en önemli iki nokta ise, bu hayvanın kanatlarının üzerindeki pençeleri ve ağzındaki dişleridir. Archæopteryxin kanatlarında pençeleri ve ağzında dişleri olduğu doğrudur, ancak bu özellikleri canlının sürüngenlerle herhangi bir şekilde bir ilgisi olduğunu göstermez. Zira günümüzde yaşayan iki tür kuşta, Turaco ve Hoatzin’de de dallara tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Bu canlılar, hiçbir sürüngen özelliği taşımayan, tam birer kuşturlar. Dolayısıyla Archæopteryxin kanatlarında pençeleri olduğu ve bu sebeple de bir ara form olduğu yolundaki iddia geçersizdir. Archæopteryx’in ağzındaki dişleri de yine canlıyı bir ara form kılmaz. Evrimciler bu dişlerin bir sürüngen özelliği olduğunu söyleyerek kasıtlı bir aldatmaca yapmaktadırlar. Oysa dişler sürüngenlerin tipik bir özelliği değildir. Günümüzde bazı sürüngenlerin dişleri varken bazıların yoktur. Daha da önemli olan nokta, dişli kuşların Archæopteryxle sınırlı olmamasıdır. Günümüzde dişli kuşların artık yaşamadıkları bir gerçektir, ancak fosil kayıtlarına baktığımız zaman gerek Archæopteryx ile aynı dönemde gerekse daha sonra, hatta günümüze oldukça yakın tarihlere kadar “dişli kuşlar” olarak isimlendirilebilecek ayrı bir kuş grubunun yaşamını sürdürdüğünü görürüz. Archæopteryx, mükemmel uçucu bir kuştur Tüyler bu fosilin sıcakkanlı ve uçan bir canlıya ait olduğunu gösteriyor. Günümüz kuşlarında olduğu gibi kemiklerinin içi boş. Günümüze yakın tarihlere kadar pek çok uçucu kuşta da dişler bulunmuştur. Dişler, evrimleşme delili değildir. de kanatlarında benzer pençeleri olan kuş türleri yaşamaktadır. Bulunan 7. Archæopteryx fosilinde göğüs kemiğinin olduğu görülmüştür. Göğüs kemiğinin varlığı bu kuşun uçabildiğini kanıtlar. Archæopteryx bir ara form değildir. İşin en önemli yanı ise, Archæopteryxin ve diğer dişli kuşların diş yapılarının, bu kuşların sözde evrimsel ataları gibi gösterilmeye çalışılan dinozorların diş yapılarından çok farklı olmasıdır. Martin, Stewart ve Whetstone gibi ünlü kuşbilimcilerin yaptığı ölçümlere göre, Archæopteryxin ve diğer dişli kuşların dişlerinin üstü düzdür ve geniş kökleri vardır. Oysa bu kuşların atası olduğu iddia edilen theropod dinozorlarının dişlerinin üstü testere gibi çıkıntılıdır ve kökleri Aynı araştırmacılar, aynı zamanda Archæopteryx ile dinozorların bilek kemiklerini karşılaştırmışlar ve arada hiçbir benzerlik olmadığını ortaya Archæopteryxin dinozorlardan evrimleştiğini iddia eden en bilinen kişilerden John Ostrom’un, bu canlı ile dinozorlar arasında öne sürdüğü bazı “benzerlik”lerin ise gerçekte birer yanlış yorum olduğu Tarsitano, Hecht ve A. D. Walker gibi anatomistlerin çalışmalarıyla ortaya Tüm bunlar, Archæopteryxin bir ara geçiş formu olmadığını; sadece “dişli kuşlar” olarak isimlendirilebilecek ayrı bir sınıflandırmaya ait olduğunu gösterir. Bütün bunların yanı sıra, A. D. Walker, Archaeopteryxin kulak bölgesini de incelemiş ve kulak yapısının günümüz kuşları ile aynı olduğunu belirtmiştir. Wales Üniversitesi, Biyoloji Bilimleri Enstitüsü’nden J. Richard Hinchliffe ise embriyolar üzerinde modern izotopik teknik kullanarak, kuşların kanatlarının II, III ve IV. parmaklardan oluşurken, Theropod dinozorlarının ellerinin I, II ve III. parmaklardan oluştuğunu saptamıştır. Bu Archæopteryx-dinozor bağlantısını savunanlar için büyük bir problemdir. Hinchliffe’nin araştırma ve gözlemleri, ünlü bilim dergisi Science’da Günümüzde yaşayan, Turaco ve Hoatzin isimli iki uçucu kuş türünün yavrularında dallara tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Bu canlılar, hiçbir sürüngen özelliği taşımayan, tam birer kuşturlar. Dolayısıyla Archæopteryx’in pençelerinden yola çıkarak yapılan evrimci spekülasyonlar geçersizdir. Archæopteryx ve Diğer Eski Kuş Fosilleri Evrimciler on yıllardır Archæopteryxi kuşların evrimi senaryosunun en büyük delili olarak gösterirken, son dönemlerde bulunan bazı fosiller bu senaryonun geçersizliğini başka yönlerden ortaya koydu. Bunların başlıcası, 2013 yılında Çin’de bulunan Aurornis xui idi. Archæopteryxden en az 10 milyon yıl daha eski olan bu kuş fosili, dinozorlardan evrimleştiği iddia edilen kuşların kökeni ile ilgili evrimci görüşe önemli bir darbe vurdu. Kuşun sadece dişleri ve pençeleri değil, kanat ve ayakları da Archæopteryxe benzerlik göstermekteydi. 1995 yılında Çin’de Omurgalılar Paleontolojisi Enstitüsü’nde araştırmalar yapan Lianhai Hou ve Zhonghe Zhou adlı iki paleontolog, Confuciusornisolarak isimlendirdikleri yeni bir fosil kuş keşfettiler. Archæopteryx ile aynı yaştaki yaklaşık 140 milyon yıllık bu kuşun dişleri yoktu, gagası ve tüyleri ise günümüz kuşlarıyla aynı özellikleri göstermekteydi. İskelet yapısı da günümüz kuşlarıyla aynı olan bu kuşun kanatlarında, Archæopteryxte olduğu gibi pençeler vardı. Kuyruk tüylerine destek olan “pygostyle” isimli yapı bu kuşta da görülüyordu. Kısacası, evrimciler tarafından tüm kuşların en eski atası sayılan ve yarı–sürüngen kabul edilen Archæopteryxle aynı yaşta olan bu canlı, günümüz kuşlarına çok benziyordu. Bu gerçek, Archæopteryxin bütün kuşların ilkel atası olduğu yönündeki evrimci tezleri de Çin’de Kasım 1996’da bulunan bir başka fosil, ortalığı daha da karıştırdı. 130 milyon yıl yaşındaki Liaoningornis isimli bu kuşun varlığı Hou, Martin ve Alan Feduccia tarafından Science dergisinde yayınlanan bir makaleyle duyuruldu. Liaoningornis, günümüz kuşlarında bulunan uçuş kaslarının tutunduğu göğüs kemiğine sahipti. Diğer yönleriyle de bu canlı günümüz kuşlarından farksızdı. Tek farkı, ağzında dişlerinin olmasıydı. Bu durum, dişli kuşların, hiç de evrimcilerin iddia ettiği gibi ilkel bir yapıya sahip olmadıklarını 2013 yılında keşfedilen ve Archeaopteryx’den en az 10 milyon yıl eski bir kuş fosili olan Auornis xui, evrimcilerin iddialarını yerle bir etmiştir. Nitekim Alan Feduccia, Discover dergisinde yayınlanan yorumunda, Liaoningornis’in, kuşların kökeninin dinozorlar olduğu iddiasını geçersiz kıldığını Archæopteryxle ilgili evrimci iddiaları çürüten bir başka fosil ise Eoalulavis oldu. Archæopteryxten 30 milyon yıl daha genç yani 120 milyon yıl yaşında olduğu söylenen Eoalulavisin kanat yapısının aynısı, günümüzdeki bazı uçan kuşlarda görülüyordu. Bu da 120 milyon yıl önce, günümüzdeki kuşlardan birçok yönden farksız canlıların göklerde uçmakta olduklarını Böylece Archæopteryx ve diğer arkaik kuşların birer ara geçiş formu olmadıkları kesin bir biçimde ispatlanmış oldu. Fosiller, farklı kuş türlerinin birbirlerinden evrimleştiklerini göstermiyorlardı. Aksine, günümüz kuşlarının ve Archæopteryx benzeri bazı özgün kuş türlerinin beraberce yaşadıklarını ispatlıyorlardı. Bu kuşların bazılarının, örneğin Confuciusornis veya Archæopteryxin soyları tükenmiş, günümüze ancak az sayıdaki kuş gelebilmişti. Kısacası Archæopteryxin birtakım özgün özellikleri, bu canlının bir “ara form” olduğunu göstermemektedir. Nitekim sıçramalı evrim teorisinin savunucularından Harvard paleontologları Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge de, Archæopteryxin farklı özellikleri bünyesinde barındıran bir “mozaik” canlı olduğunu, ama asla bir ara form sayılamayacağını kabul Öte yandan “zamanlama uyumsuzluğu” da, Archaeopteryx hakkındaki evrimci iddialara öldürücü bir darbe indirmektedir. Amerikalı biyolog Jonathan Wells de Icons of Evolution Evrimin İkonaları adlı kitabında, Archaeopteryx’in evrim adına adeta bir “ikona” kutsal sembol haline getirildiğini, oysa delillerin bu canlının “kuşların ilkel atası” olmadığını açıkca gösterdiğini vurgular. Wells’e göre bunun göstergelerinden biri, Archaeopteryx’in atası olarak gösterilen theropod iki ayaklı dinozorların, aslında Archaeopteryx’ten daha genç olmalarıdır Yerde koşan koşan iki ayaklı dinozorlar, fosil kayıtlarında Archaeopteryx’ten daha sonra ortaya Resimde fosili görülen 120 milyon yıllık Confuciosornis, mükemmel uçucu bir kuştur ve Archæopteryx ile aynı yaştadır. Confuciosornis, Archæopteryx’in kuşların atası olduğu hikayesini tümüyle ortadan kaldırmaktadır. Share
Omurgalıların en karakteristik özelliği, birbirini takip eden omurlardan yapılmış bir omurgaya sahip olmalarıdır. Omurga sütunu çok kuvvetli bir destektir, fakat aynı zamanda eğilebilir bir yapıdadır. Aşağı omurgalılarda, omurga kıkırdak halinde olmasına rağmen, yüksek yapılı omurgalılara doğru kemikleşmeye Omurgalı Hayvanlar özellikleri nelerdir?2 Omurgalı hayvanların tamamında hangileri ortaktır?3 Omurgasızların genel özellikleri nelerdir?4 Hangisi omurgalı hayvandır?5 Tüm omurgalılar sıcakkanlı mı?6 Omurgalılar şube mi?7 Memelilerin ortak özelliği nedir?Omurgalı Hayvanlar özellikleri nelerdir?Omurgalıların genel özellikleriVücutları çok tabakalı epitel dokuyla sırt tarafından bir sinir kordunu notokord vücudun içerisinde bulunur. … Ayrı eşeylidirler. … Balık ve kurbağalarda dış döllenme, sürüngen, kuş ve memelilerde iç döllenme sistemleri hayvanların tamamında hangileri ortaktır?Omurgalı hayvanların ortak özellikleri nelerdir? Her birinin sırtında omurga ve omurganın içinde omurilikleri varmış. Kafataslarının içerisinde beyin bulunurmuş. Kafatası ve sinir sistemleri oldukça genel özellikleri nelerdir?Omurgasız hayvanların ortak özellikleri ise şöyle sıralanabilir;Omurgaları canlılar gibi hücre duvarları hücrelidirler ve canlının yaşamını sürdürmesi açısından tüm hücrelerin farklı sorumlulukları söz çevrelerinden ısı emerek vücutlarını omurgalı hayvandır?Omurgalı Hayvanların İsimleri O yüzden memeliler, Kuşlar, balıklar, iki yaşamlılar ve sürüngenler ile beraber kurbağalar şeklinde ele alınır. Bu canlılar aynı zamanda kendi içerisinde geniş bir yelpazeye yayılmaktadırlar. Her biri değişik isimlerle anılır ve ortak özellikleri olarak omurgaları omurgalılar sıcakkanlı mı?Vücut sıcaklığı ortam şartlarına göre değişen canlılara ise soğukkanlı canlılar denir. Omurgalı hayvanlar balıklar, sürüngenler, kurbağalar, kuşlar ve memeliler olmak üzere beşe ayrılır. Bu hayvanlardan kuşlar ve memeliler sıcakkanlı; sürüngenler, kurbağalar ve balıklar ise şube mi?KordalılarVertebrate / ŞubeMemelilerin ortak özelliği nedir?Öncelikle tüm memeli hayvanlar, normal doğum ile çoğalır ve yavrularını kendi sütü ile emzirerek besler. Ayrıca tüm memelilerin vücutları deri ve deri üzerinde kıl ile kaplıdır. Memeli hayvanlara ait diğer özelliklerden birisi de solunum ve boşaltım sistemleri ile diyagram yapısının tıpkı insanlar gibi olmasıdır.
Evrim teorisine göre hayat suda evrimleştikten sonra amfibilerle karaya taşınmıştır. Amfibilerin bir kısmı da yine teoriye göre sürüngenlere dönüşüp tam bir kara hayvanı haline gelmiştir. Böyle bir dönüşümün fizyolojik ve anatomik yönden imkansız olduğunu, örneğin su içinde gelişen amfibi yumurtasının, kuru ortamda gelişen sürüngen yumurtasına evrimleşmesinin mümkün olmadığını gösteren çok sayıda delil vardır. Fosillere baktığımızda ise, zaten böyle bir dönüşümün yaşanmadığını görürüz Evrimci iddiaların aksine, sürüngenler, amfibiler ile aralarında hiçbir ilişki olmadan, hiçbir “ataları” bulunmadan yeryüzüne çıkmış canlılardır. Ancak evrim masalının imkansız senaryoları bununla da bitmez. Bir de karaya çıkmış olan bu canlıları “uçurmak” gerekmektedir! Evrimciler, kuşların bir şekilde evrimleşmiş olmaları gerektiğine inandıkları için, bu canlıların sürüngenlerden geldiklerini iddia ederler. Oysa, kara canlılarından tamamen farklı bir yapıya sahip olan kuşların hiçbir vücut mekanizması kademeli evrim modeli ile açıklanamaz. Her şeyden önce kuşu kuş yapan en önemli özellik, yani kanatlar, evrim için büyük bir çıkmazdır. Türk evrimcilerden Engin Korur, kanatların evrimleşmesinin imkansızlığını şöyle itiraf eder Gözlerin ve kanatların ortak özelliği ancak bütünüyle gelişmiş bulundukları takdirde vazifelerini yerine getirebilmeleridir. Başka bir deyişle, eksik gözle görülmez, yarım kanatla uçulmaz. Bu organların nasıl oluştuğu doğanın henüz iyi aydınlanmamış sırlarından birisi olarak Kuşlara Özel Akciğer Kuşlar, sözde ataları olarak gösterilmeye çalışılan sürüngenlerden çok farklı bir anatomiye sahiptirler. Kuş akciğerleri, kara canlılarının akciğerlerine tamamen ters biçimde işler. Kara canlıları havayı aynı nefes borusundan alır ve verirler. Kuşlarda ise hava, akciğere ön taraftan girerken arka taraftan dışarı verilir. Uçuş sırasında yüksek miktarda oksijene ihtiyaç duyan kuşlar için Allah böyle özel bir sistem yaratmıştır. Bu yapının sürüngen akciğerinden evrimleşerek ortaya çıkması ise imkansızdır, çünkü iki farklı akciğer yapısı arasındaki “ara” bir yapıyla nefes alınamaz. A. Omurgalı Akciğeri Alveol Bronşlar B. Kuş Akciğeri Giriş Çıkış Parabronşlar Görüldüğü gibi, kanatların bu kusursuz yapısının nasıl olup da birbirini izleyen tesadüfi mutasyonlar sonucunda meydana geldiği sorusu tümüyle cevapsızdır. Bir sürüngenin ön ayaklarının, genlerinde meydana gelen bir bozulma mutasyon sonucunda nasıl kusursuz bir kanada dönüşeceği asla açıklanamamaktadır. Ayrıca, bir kara canlısının kuşlara dönüşebilmesi için sadece kanatlarının olması da yeterli değildir. Kara canlısı, kuşların uçmak için kullandıkları diğer birçok yapısal mekanizmadan yoksundur. Örneğin, kuşların kemikleri kara canlılarına göre çok daha hafiftir. Akciğerleri çok daha farklı bir yapı ve işleve sahiptir. Değişik bir kas ve iskelet yapısına sahiptirler ve çok daha özelleşmiş bir kalp-dolaşım sistemleri vardır. Bu mekanizmalar, yavaş yavaş, “birikerek” oluşamazlar. Kara canlılarının kuşlara dönüştüğü teorisi bu nedenle tamamen bir safsatadır. Bunların ardından bir soru daha akla gelir Tüm bu bilim dışı hikayeyi doğru saysak bile, bu hikayeyi doğrulaması gereken çok sayıda “tek kanatlı”, “yarım kanatlı” fosil neden bir türlü bulunamamaktadır? Bunun cevabı açıktır Canlılar evrimleşerek meydana gelmemişlerdir. Bir türün diğerine “dönüşümü” gibi bir şey söz konusu olmadığı için de, yarı-sürüngen yarı-kuş canlılar hiçbir zaman var olmamıştır. Canlılar, şu an oldukları halleri ile bir anda, mükemmel sistemleriyle yaratılmışlardır. Fosil kayıtlarının ve diğer bütün bilim dallarının bize gösterdiği gerçek budur. Evrimin Açıklayamadığı Yapı Kuş Tüyleri Kuşların sürüngenlerden evrimleştiğini iddia eden evrim teorisi, bu iki ayrı canlı sınıfı arasındaki dev farkları asla açıklayamamaktadır. Kuşlar; içi boş hafif kemiklerden oluşan iskelet yapıları, kendilerine özgü akciğer sistemleri, sıcakkanlı metabolizmaları gibi özellikleriyle sürüngenlerden çok farklıdırlar. Kuşlarla sürüngenlerin arasına aşılmaz bir uçurum koyan bir başka özellik ise, tamamen kuşlara has bir yapı olan tüylerdir. Sürüngenlerin vücutları pullarla, kuşların vücutları ise tüylerle kaplıdır. Evrimciler sürüngenleri kuşların atası saydıkları için, ister istemez kuş tüylerinin de sürüngen pullarından evrimleştiğini öne sürmek zorunda kalırlar. Oysa pullar ile tüyler arasında hiçbir benzerlik yoktur. Connecticut Üniversitesi’nde fizyoloji ve nörobiyoloji profesörü olan A. H. Brush, bir evrimci olmasına rağmen, “tüyler ve pullar… genetik yapılarından gelişimlerine, morfolojilerinden doku organizasyonlarına kadar her şeyde birbirlerinden farklıdırlar” diyerek bu gerçeği kabul Dahası, Prof. Brush’a göre “kuş tüylerinin protein yapısı da diğer omurgalıların hiçbirinde görülmeyen, tümüyle özgün” bir Bunun yanı sıra, kuş tüylerinin sürüngen pullarından evrimleştiklerini gösterebilecek hiçbir fosil delili de yoktur. Aksine, Prof. Brush’ın ifadesiyle, “tüyler fosil kayıtlarında sadece kuşlara has bir özellik olarak bir anda belirirler”.3 Sürüngenlerde kuş tüylerine köken oluşturabilecek “hiçbir epidermal üst deriye ait yapı ise belirlenememiştir”.4 1996 yılında büyük bir medya propagandası ile gündeme getirilen “Çin’de bulunan tüylü dinozor fosilleri” hikayesinin tümüyle gerçek dışı olduğu, sözü edilen Sinosauropteryx fosilinin gerçekte kuş tüyüne benzer hiçbir yapıya sahip olmadığı ise 1997 yılında yapılan incelemelerle Öte yandan, kuş tüylerinde hiçbir sözde evrimsel süreçle açıklanamayacak kadar kompleks bir yapı vardır. Ünlü kuşbilimci Alan Feduccia, “tüylerin her özelliği aerodinamik fonksiyona sahiptir. Hafiftirler, kaldırma kuvvetleri vardır ve kolaylıkla eski biçimlerine dönebilirler” der. Feduccia, evrim teorisinin çaresizliğini ise şöyle kabul eder “Uçmak için böylesine tasarlanmış bir organın, nasıl olup da ilk başta başka bir amaca yönelik olarak ortaya çıktığını anlayamıyorum.”6 Tüylerdeki bu düzen, Charles Darwin’i de çok düşündürmüş, hatta tavuskuşu tüylerindeki mükemmel estetik kendi ifadesiyle Darwin’i “hasta etmiş”tir. Darwin, arkadaşı Asa Gray’e yazdığı 3 Nisan 1860 tarihli mektupta, “…doğadaki bazı belirgin yapılar beni çok fazla rahatsız ediyor. Örneğin, bir tavuskuşunun tüylerini görmek, beni neredeyse hasta ediyor” Kaynak [1] A. H. Brush, “On the Origin of Feathers”, Journal of Evolutionary Biology, Vol. 9, 1996. s. 132 [2] A. H. Brush, “On the Origin of Feathers”, s. 131 [3] A. H. Brush, “On the Origin of Feathers”, s. 133 [4] A. H. Brush, “On the Origin of Feathers”, s. 131 [5] “Plucking the Feathered Dinosaur”, Science, Cilt 278, 14 Kasım 1997, s. 1229 [6] Douglas Palmer, “Learning to Fly”, Review of The Origin of and Evolution of Birds by Alan Feduccia, Yale University Press, 1996, New Scientist, Cilt 153, 1 Mart 1997, s. 44 [7] Norman Macbeth, Darwin Retried An Appeal to Reason. Boston Gambit, 1971, s. 101 Kuş tüyleri detaylı olarak incelendiğinde, birbirine özel kancalarla tutunan binlerce küçük tüycük ortaya çıkar. Bu eşsiz yaratılış, çok üstün bir aerodinamik özellik oluşturmaktadır. Hayali Ara Form Archæopteryx Evrimciler, Velociraptor veya Dromeosaur ismi verilen küçük yapılı dinozorların bir kısmının, evrim geçirerek kanatlandıklarını ve uçmaya başladıklarını iddia ederler. Archæopteryx’in, sözde dinozor atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya başlayan ilk canlı olduğunu öne sürerler. Archæopteryx’in mükemmel uçucu bir kuş olduğunun kanıtlanmasına rağmen hala bu iddiayı sürdürenler vardır. Evrimciler, “tek kanatlı veya yarım kanatlı fosillerin neden bulunamadığı” sorusu karşısında özellikle bir canlıdan söz ederler. Bu, hala ısrarla savundukları az sayıdaki ara geçiş formu iddialarından en bilineni olan Archæopteryxisimli fosil kuştur. Evrimcilere göre günümüz kuşlarının sözde atası olan Archæopteryx, 150 milyon yıl önce yaşamıştı. Teoriye göre Velociraptor veya Dromeosaur ismi verilen küçük yapılı dinozorların bir kısmı, evrim geçirerek kanatlanmışlar ve uçmaya başlamışlardı. Archæopteryx, dinozor atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya başlayan ilk canlıydı. Hemen her evrimci yayında anlatılan hikaye, işte buydu. Oysa Archæopteryxin fosilleri üzerinde yapılan son incelemeler, bu canlının kesinlikle bir ara geçiş formu olmadığını, sadece günümüz kuşlarından biraz daha farklı özelliklere sahip, soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunu göstermektedir. Archæopteryxin iyi uçamayan bir “yarı-kuş” olduğu tezi yakın zamana kadar evrimci çevrelerde çok daha fazla sıklıkla dile getirilmekteydi. Bu canlının “sternum”unun yani göğüs kemiğinin olmaması canlının uçamayacağının en önemli kanıtı gibi gösterilmekteydi. Göğüs kemiği, uçmak için gerekli olan kasların tutunduğu göğüs kafesinin altında bulunan bir kemiktir. Günümüzde uçabilen veya uçamayan tüm kuşlarda, hatta kuşlardan çok ayrı bir familyaya ait olan uçabilen memeli yarasalarda bile bu göğüs kemiği vardır. Ancak 1992 yılında bulunan yedinci Archæopteryx fosili evrimci çevreler arasında çok büyük şaşkınlık uyandırdı. Zira bu son bulunan Archæopteryx fosilinde evrimcilerin çok uzun zamandır “yok saydıkları” göğüs kemiği vardı. Nature dergisinde bu fosil şöyle anlatılıyordu Son bulunan yedinci Archæopteryx fosili, uzun zamandır varlığından şüphe edilen, ama hiçbir zaman ispatlanamayan bir dikdörtgensel göğüs kemiğinin varlığına işaret ediyor. Bu canlının uzun mesafelerde uçuş yeteneği hala spekülasyona dayalı, ama göğüs kemiğinin varlığı güçlü uçuş kaslarının olduğunu Bu bulgu, Archæopteryxin tam uçamayan bir yarı-kuş olduğu yönündeki iddiaların en temel dayanağını geçersiz kıldı. Öte yandan, Archæopteryxin gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısı oldu. Archæopteryxin günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini gösteriyordu. Ünlü paleontolog Carl O. Dunbar’ın belirttiği gibi, “tüylerinden dolayı bu yaratık tam bir kuş özelliği gösteriyordu.”58 Archæopteryxin tüylerinin ortaya çıkardığı bir başka gerçek, bu canlının sıcakkanlı oluşuydu. Bilindiği gibi sürüngenler ve dinozorlar soğukkanlı, yani vücut ısılarını kendileri üretmeyen, çevrenin vücut ısılarını etkilediği canlılardır. Kuşlarda bulunan tüylerin en önemli fonksiyonlarından bir tanesi ise, vücut ısısını korumalarıdır. Archæopteryxin tüylü olması, bunun dinozorların aksine sıcakkanlı, yani vücut ısısını koruması gereken gerçek bir kuş olduğunu gösteriyordu. Temsili resimde, kanatlarında pençeleri ve gagasında dişleri olan Archæopteryx görülüyor. Uçma yeteneğine sahip pençeli ve dişli kuşların bulunması, evrimcilerin Archæopteryx iddialarını çürütmüştür. Evrimcilerin, Archæopteryxin Dişleri ve Pençeleri Hakkındaki Yanılgıları Evrimcilerin, Archæopteryxi ara geçiş formu olarak gösterirken dayandıkları en önemli iki nokta ise, bu hayvanın kanatlarının üzerindeki pençeleri ve ağzındaki dişleridir. Archæopteryxin kanatlarında pençeleri ve ağzında dişleri olduğu doğrudur, ancak bu özellikleri canlının sürüngenlerle herhangi bir şekilde bir ilgisi olduğunu göstermez. Zira günümüzde yaşayan iki tür kuşta, Turaco ve Hoatzin’de de dallara tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Bu canlılar, hiçbir sürüngen özelliği taşımayan, tam birer kuşturlar. Dolayısıyla Archæopteryxin kanatlarında pençeleri olduğu ve bu sebeple de bir ara form olduğu yolundaki iddia geçersizdir. Archæopteryx’in ağzındaki dişleri de yine canlıyı bir ara form kılmaz. Evrimciler bu dişlerin bir sürüngen özelliği olduğunu söyleyerek kasıtlı bir aldatmaca yapmaktadırlar. Oysa dişler sürüngenlerin tipik bir özelliği değildir. Günümüzde bazı sürüngenlerin dişleri varken bazılarının yoktur. Daha da önemli olan nokta, dişli kuşların Archæopteryxle sınırlı olmamasıdır. Günümüzde dişli kuşların artık yaşamadıkları bir gerçektir, ancak fosil kayıtlarına baktığımız zaman gerek Archæopteryx ile aynı dönemde gerekse daha sonra, hatta günümüze oldukça yakın tarihlere kadar “dişli kuşlar” olarak isimlendirilebilecek ayrı bir kuş grubunun yaşamını sürdürdüğünü görürüz. Archæopteryx, mükemmel uçucu bir kuştur Tüyler bu fosilin sıcakkanlı ve uçan bir canlıya ait olduğunu gösteriyor. Günümüz kuşlarında olduğu gibi kemiklerinin içi boş. Günümüze yakın tarihlere kadar pek çok uçucu kuşta da dişler bulunmuştur. Dişler, evrimleşme delili değildir. de kanatlarında benzer pençeleri olan kuş türleri yaşamaktadır. Bulunan 7. Archæopteryx fosilinde göğüs kemiğinin olduğu görülmüştür. Göğüs kemiğinin varlığı bu kuşun uçabildiğini kanıtlar. Archæopteryx bir ara form değildir. İşin en önemli yanı ise, Archæopteryxin ve diğer dişli kuşların diş yapılarının, bu kuşların sözde evrimsel ataları gibi gösterilmeye çalışılan dinozorların diş yapılarından çok farklı olmasıdır. Martin, Stewart ve Whetstone gibi ünlü kuşbilimcilerin yaptığı ölçümlere göre, Archæopteryxin ve diğer dişli kuşların dişlerinin üstü düzdür ve geniş kökleri vardır. Oysa bu kuşların atası olduğu iddia edilen theropod dinozorlarının dişlerinin üstü testere gibi çıkıntılıdır ve kökleri Aynı araştırmacılar, aynı zamanda Archæopteryx ile dinozorların bilek kemiklerini karşılaştırmışlar ve arada hiçbir benzerlik olmadığını ortaya Archæopteryxin dinozorlardan evrimleştiğini iddia eden en bilinen kişilerden John Ostrom’un, bu canlı ile dinozorlar arasında öne sürdüğü bazı “benzerlik”lerin ise gerçekte birer yanlış yorum olduğu Tarsitano, Hecht ve A. D. Walker gibi anatomistlerin çalışmalarıyla ortaya Tüm bunlar, Archæopteryxin bir ara geçiş formu olmadığını; sadece “dişli kuşlar” olarak isimlendirilebilecek ayrı bir sınıflandırmaya ait olduğunu gösterir. Bütün bunların yanı sıra, A. D. Walker, Archaeopteryxin kulak bölgesini de incelemiş ve kulak yapısının günümüz kuşları ile aynı olduğunu belirtmiştir. Wales Üniversitesi, Biyoloji Bilimleri Enstitüsü’nden J. Richard Hinchliffe ise embriyolar üzerinde modern izotopik teknik kullanarak, kuşların kanatlarının II, III ve IV. parmaklardan oluşurken, Theropod dinozorlarının ellerinin I, II ve III. parmaklardan oluştuğunu saptamıştır. Bu Archæopteryx-dinozor bağlantısını savunanlar için büyük bir problemdir. Hinchliffe’nin araştırma ve gözlemleri, ünlü bilim dergisi Science’da Günümüzde yaşayan, Turaco ve Hoatzin isimli iki uçucu kuş türünün yavrularında dallara tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Bu canlılar, hiçbir sürüngen özelliği taşımayan, tam birer kuşturlar. Dolayısıyla Archæopteryx’in pençelerinden yola çıkarak yapılan evrimci spekülasyonlar geçersizdir. Archæopteryx ve Diğer Eski Kuş Fosilleri Evrimciler on yıllardır Archæopteryxi kuşların evrimi senaryosunun en büyük delili olarak gösterirken, son dönemlerde bulunan bazı fosiller bu senaryonun geçersizliğini başka yönlerden ortaya koydu. Bunların başlıcası, 2013 yılında Çin’de bulunan Aurornis xui idi. Archæopteryxden en az 10 milyon yıl daha eski olan bu kuş fosili, dinozorlardan evrimleştiği iddia edilen kuşların kökeni ile ilgili evrimci görüşe önemli bir darbe vurdu. Kuşun sadece dişleri ve pençeleri değil, kanat ve ayakları da Archæopteryxe benzerlik göstermekteydi. 1995 yılında Çin’de Omurgalılar Paleontolojisi Enstitüsü’nde araştırmalar yapan Lianhai Hou ve Zhonghe Zhou adlı iki paleontolog, Confuciusornisolarak isimlendirdikleri yeni bir fosil kuş keşfettiler. Archæopteryx ile aynı yaştaki yaklaşık 140 milyon yıllık bu kuşun dişleri yoktu, gagası ve tüyleri ise günümüz kuşlarıyla aynı özellikleri göstermekteydi. İskelet yapısı da günümüz kuşlarıyla aynı olan bu kuşun kanatlarında, Archæopteryxte olduğu gibi pençeler vardı. Kuyruk tüylerine destek olan “pygostyle” isimli yapı bu kuşta da görülüyordu. Kısacası, evrimciler tarafından tüm kuşların en eski atası sayılan ve yarı–sürüngen kabul edilen Archæopteryxle aynı yaşta olan bu canlı, günümüz kuşlarına çok benziyordu. Bu gerçek, Archæopteryxin bütün kuşların ilkel atası olduğu yönündeki evrimci tezleri de Çin’de Kasım 1996’da bulunan bir başka fosil, ortalığı daha da karıştırdı. 130 milyon yıl yaşındaki Liaoningornis isimli bu kuşun varlığı Hou, Martin ve Alan Feduccia tarafından Science dergisinde yayınlanan bir makaleyle duyuruldu. Liaoningornis, günümüz kuşlarında bulunan uçuş kaslarının tutunduğu göğüs kemiğine sahipti. Diğer yönleriyle de bu canlı günümüz kuşlarından farksızdı. Tek farkı, ağzında dişlerinin olmasıydı. Bu durum, dişli kuşların, hiç de evrimcilerin iddia ettiği gibi ilkel bir yapıya sahip olmadıklarını 2013 yılında keşfedilen ve Archeaopteryx’den en az 10 milyon yıl eski bir kuş fosili olan Auornis xui, evrimcilerin iddialarını yerle bir etmiştir. Nitekim Alan Feduccia, Discover dergisinde yayınlanan yorumunda, Liaoningornis’in, kuşların kökeninin dinozorlar olduğu iddiasını geçersiz kıldığını Archæopteryxle ilgili evrimci iddiaları çürüten bir başka fosil ise Eoalulavis oldu. Archæopteryxten 30 milyon yıl daha genç yani 120 milyon yıl yaşında olduğu söylenen Eoalulavisin kanat yapısının aynısı, günümüzdeki bazı uçan kuşlarda görülüyordu. Bu da 120 milyon yıl önce, günümüzdeki kuşlardan birçok yönden farksız canlıların göklerde uçmakta olduklarını Böylece Archæopteryx ve diğer arkaik kuşların birer ara geçiş formu olmadıkları kesin bir biçimde ispatlanmış oldu. Fosiller, farklı kuş türlerinin birbirlerinden evrimleştiklerini göstermiyorlardı. Aksine, günümüz kuşlarının ve Archæopteryx benzeri bazı özgün kuş türlerinin beraberce yaşadıklarını ispatlıyorlardı. Bu kuşların bazılarının, örneğin Confuciusornis veya Archæopteryxin soyları tükenmiş, günümüze ancak az sayıdaki kuş gelebilmişti. Kısacası Archæopteryxin birtakım özgün özellikleri, bu canlının bir “ara form” olduğunu göstermemektedir. Nitekim sıçramalı evrim teorisinin savunucularından Harvard paleontologları Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge de, Archæopteryxin farklı özellikleri bünyesinde barındıran bir “mozaik” canlı olduğunu, ama asla bir ara form sayılamayacağını kabul Öte yandan “zamanlama uyumsuzluğu” da, Archaeopteryx hakkındaki evrimci iddialara öldürücü bir darbe indirmektedir. Amerikalı biyolog Jonathan Wells de Icons of Evolution Evrimin İkonaları adlı kitabında, Archaeopteryx’in evrim adına adeta bir “ikona” kutsal sembol haline getirildiğini, oysa delillerin bu canlının “kuşların ilkel atası” olmadığını açıkca gösterdiğini vurgular. Wells’e göre bunun göstergelerinden biri, Archaeopteryx’in atası olarak gösterilen theropod iki ayaklı dinozorların, aslında Archaeopteryx’ten daha genç olmalarıdır Yerde koşan koşan iki ayaklı dinozorlar, fosil kayıtlarında Archaeopteryx’ten daha sonra ortaya Resimde fosili görülen 120 milyon yıllık Confuciosornis, mükemmel uçucu bir kuştur ve Archæopteryx ile aynı yaştadır. Confuciosornis, Archæopteryx’in kuşların atası olduğu hikayesini tümüyle ortadan kaldırmaktadır. Kuşların ve Memelilerin Hayali Evrimi
sürüngen kuş ve memelilerin ortak özellikleri